Af Dilesem…

Herkesin en iyi yaptığı şeyi, nedense ben yapamıyorum. Herkes suçu başkalarında arıyor. Bense tek suçlunun kendim olduğunu ilan ediyorum. Biliyorum, çevremdekilerin de gözleri benim üzerimde… Ama tüm suçu üstlenmişken, bir yandan da izliyorum sizi. Gizli gizli güzel günler diliyorum. Sessiz bir takip benimkisi. Hüzünlü de bir yandan. Çok özlüyorum o günleri. Eski günleri yani…

Hayatımın en uzun dönemini geçirdiğim o yerde, geceleri gündüz eden sohbetlerin tam ortasındaydım. Bol kahkaha, bol gözyaşı ve daha nice duyguların içerisinde evirildim. O günleri düşündüğümde, çok uzak geliyor. Sanki bir çağ geçmiş üzerinden, yaşlanmışım. İçimde çöken bir şeyler var. Bilemezsiniz; burada kavgasını verdiğim durumların ağırlığı hakkında en ufak bir fikir üretemezsiniz. O küçücük kasabada bir avuç insanın kurduğu güzelliklerin karşılığında payıma düşen koca bir pislik oldu. Bu yaşıma kadar görmediğim kötülükleri gördüm, işittim ve bizzat içine düşüp aşamadım. Belki de aklınıza bile getiremeyeceğiniz kadar büyük vicdansızlıklarla, bencilliklerle kaplı çevrem. Sadece bir kapım var. Aralandığında huzur buluyorum. O da olmasa, dört duvar arasına sıkışıp kalacağım.

Seslerinizi işitemesem de, kulaklarımın içinde dönüp duran sohbetlerimizin fısıltısı hep benimle. Bunu kimseye vermem. Saklıyorum, saklamak zorundayım… Biliyorum, bana kızgınsınız. Ama bu kızgınlığı iki dost arasında hiç kopmayacak olan bağla halledebiliriz diye düşünüyorum. Sizleri unuttuğumu sanıyorsunuzdur, hatta keyfime bakıyorumdur falan. Görseniz halim harap… Çünkü önümdeki duvarları aşmak için, şimdi sadece o kutsal güce ihtiyacım var. Bu zamana kadar pek iyi anlaşamasak da, artık orta yolu bulmayı deniyorum. Çünkü bir zemin lazım. Zemine hepimizin ihtiyacı var bunu biliyorum. Kimi zaman ayaklarımızı basmak, kimi zaman da sert bir şekilde çarpmak için bir zemin olmalı. Yeri geldiğinde uzanıp ağlamak, yeri geldiğindeyse bir sevgiliye sarılır gibi sarılıp uyumak için lazım bu zemin…

Ayrıca zemini oluşturunca da yetmiyor. Çünkü dostlara ihtiyacım var. Bu noktada tıkanıyorum. Çünkü uzaktasınız işte! Çözemediğim denklem bu! Ve hayallerimi gerçekleşmesi için ikna edemiyorum. Bir türlü ikna olmuyorlar! Karabasanların ülkesinde, deliksiz uyku haram bana! Daralan yaşam alanım ve ekonomik istikrarsızlıkları da eklemem gerek bu bölüme. Ya da bilmiyorum, bunlardan bahsetmeli miyim? Sanırım elim her telefona gidip vazgeçişim ve az önce bahsettiğim durumlar kararsızlığımı gösteriyor. Hani bir hırsız dünyada tek olan bir mücevheri çalıp ne yapacağını bilemez ya, benim ki de o hesap. Elimde sizin hikâyeniz var. Ve ben bu hikâyeden uzağım. Orada bir yerde. Belki üzerine kar yağmaya başladı şu dakikalarda. Ya da deniz çarşaf gibi olacak yarın. Orada ama, biliyorum işte!

Burada bir parantez açmak istiyorum. Hayatımın aksamayan tek yanı bir kız çocuğu. Tüm çekilmezliğimle, öfke nöbetlerim ve sırtımdaki yüklerimle bana kucak açıyor. Ne olursa olsun umudumu diri tutuyor. Hiçbir şart koşmuyor yanımda olmak için. Savrulduğum onca hikâyenin çok ötesinde, bir sığınak. Bu kaosu o yönetiyor. Kaos benim ve o kaos yönetmede gayet iyi. Bazen korkmuyorum değil. Bazen beni, bu durumdan sıkılabilme ihtimali tedirgin ediyor. Ama sonra kaçamak bakışlarını yakalıyorum. Hani o soğuk sahilde, kimseler yokken tasvir ettiğimiz sevgi var ya; işte gözlerinde o sevgiyi görüyorum bana bakarken.

İnsanlığın ışınlanmayı bulması gerekli. Çünkü telefonların mekanik sesi yetmiyor ve her telefon konuşması eksik bırakıyor hikâyemizi. Bu yüzden çok uzun zaman oldu sesinizi işitmeyeli. Her konuştuğumuz telefon konuşmasında gözlerimin doluşunu, kuramadığımız hayalleri ve yaşanan naif hikâyemizi düşününce; bana çok yüce değerler kattığınızı daha iyi anlıyorum. Ama yüce değerlerimiz, ne yazık ki içine edilmiş bir dünyada sadece beğeni olarak karşılık buluyor. Bu yüzden, bıraktım bir köşeye beğenimatikleri. Artık daha az görünüyorum sanal dünyada. Aslına bakarsanız, gerçek dünyada da var olduğum söylenemez. Benim su kaplumbağalarım vardı bilirsiniz. Onlar en ufak bir tedirginlikte kabuklarına saklanıyorlardı. Ben saklanmıyorum ama, kabuğuma çekildiğim de yalan değil.

Lafı uzattıkça uzattım. Bilmiyorum kızgınlığınız geçecek mi? Biliyorum içinizde bir yerlerdeyim. Belki biraz hayal kırıklığı olarak düşünüyorsunuz, ya da bir dostun dosta kırılması noktasındasınız. Ama bizim kitabımızda güzellikleri bir çırpıda yok etmek diye bir şey yazmaz. Güzellik, onu yaratan insanlarla çoğalacaktır. Sizi unutmak, kendimden vazgeçmem demek; sizi unuttuğumu sanmayın, buralarda benimlesiniz ve bana güç verenlerdensiniz. Korsan, sizi çok özledi; af dilesem, affeder misiniz?

Benzer Yazılar

  • Bazen kaybolursun kendi içinde..

    Yüreğim beş para etmezdi.. Yüreğim satılık değildi ki! Hiç satılığa çıkarmadım.. Bedenime ve ruhuma ihanet etmedim hiç.. Ciğeri 5 para eden adamlar tanıdım.. Ruhsuz kadınlar ve kirli kalpler.. Kanlı komediliklerinize gülemedim de hiç.. Velhasıl istemediniz yanınızda asık suratlı birini.. Ben de gittim! Şimdi kalp kanatan sözcüklerinizleyim. Yoksul bakışlı sokaklarınızla, sarhoşluğunuzla ve berduşluğunuzlayım. Parçası çok para…

  • Ölmek İyidir Bazen..

    Bazen ölmek iyidir.. Şu zamanlarda.. Yarının getireceği tüm pisliği görmeden toprağa düşmek iyidir.. Günden güne, böbürleniyorlardı.. Güç dengelerine yön veriyorlardı evet.. Tüm pisliklerini yayıyorlardı.. Kanalizasyon kokuyordu şehir.. Böyle günlerde ölmek tutarlı bir davranıştır.. Güç mekanizmaları ne hoyratlar! Çekinmiyorlar, utanmıyorlar yüzlerimize bakarken.. Sıkılmıyorlar.. Güçlerine güç katıyorlar.. Böyle günlerde ölmeli bazıları.. Misal sinmiş sıskalıklarında, renkli geceler düşlerlerken…

  • Hastane Köşeleri..

                    Beynimden bir sıcaklık akıyordu.. Yer çekiminin etkisiyle burnuma kadar gelen kan, burun deliğimden aşağıya damlamaya başladı.. İlk o an ölüm gerçeğinin farkına vardım..  Bedenim iflasın eşiğindeydi.. Çok gülemiyordum ve somut bir şey yoktu gülecek…                 Doktorum hayalperestti.. Ve beni de motive etmek istiyordu.. Ben ise ranzaların soğuk demirlerine…

  • Yarım Kalmışlık, Kin, Delilik Üzerine, Vs.

    Ne yaşarsak yaşayalım, hep bir yarım kalmışlık var farkettiniz mi bilmiyorum. Zaman geçiyor, ama birşeyler eksik.. Bulmacanın hep bir karesi boş.. Yap-bozun bir parçası eksik.. Gülüşlerin bile kahkalarında farklı bir ton.. Sıkılıyorum, monoton geliyor bazen hayat ki öyle.. Bir amacımız olmalı, yani bir şeyler katmalıyız hayata! Herkez öyle yada böyle aynı hayatı yaşıyor, tabi standartları…

  • Şimdi bana “A guzum” demeyecek misin?

    Uzun bir yolculuktu. Severdim aslında yolculukları. Ama bu kedere yolculuktu, ölümün hüznüne ortak oluş yolculuğuydu. O yüzdendir ki, anılar aklıma gelip durdu.. O eski güzel günleri düşündüm.. Her yaz giderdik köye, anneannelerin evine. Ben hep köy derim ama beldedir, Pelitköy.. Güzel,şirin bir belde. Dedem Mehmet, anneannem Mesiha. Ömürlerini mücadele etmekle geçirmiş, haramdan uzak, zeytinin nimetlerini…

  • Kankiden Yankee(yanki)!!

      Hava bulutlu.. Rüzgar içini üşütüyor insanın.. Ürpertiyor.. Tüylerini diken diken eden bir havaya sahibiz.. Kah yağmur çiseliyor, kah sis iniyor düzlüğe.. Hava kömürün lanetini taşıyor.. Nefes bile almak güçleşiyor.. Evet ülkenin hava durumu bu şekilde..Yani ülkenin durumu bu şekilde.. Tutsaklık ve renkli rüyaların dışında, soğuk ve hazin bir tablo.. İskelet sistemi insanı herşeyden önce…