korsanedebiyat

  • Şemsiyelere de lanet olsun şu hayatta!

    Aynı şemsiyenin altında, ıslanmıyorduk. Ama ben ıslanmak istiyordum. Güneşin bulutlar ardına gizlendiği her gün ıslanma taraftarıydım. Şemsiyelere o yüzden karşıydım. Islanmaktan korkuyordu. Sanki eriyecekti hanımefendi. Sonra ben durduğumuz yerden uzaklaştım. Yağmurun içine doğru… Sokağın birinde ıslanıyordum. Mesaj attı. “Nereye gittin be adam?” yazmış. Cevap yazamadım. Dokunmatik ekranların en büyük gazabından biri bu… Islanınca yazamıyorsun.  Yazamayınca…

  • Ben payıma düşen her şeyi kabul ettim…

    Bir süre sonra, hepsinden, her şeyden, onlardan, bunlardan yoruluyorsun. Yüzüne baktığın kim varsa mutsuz. Elini tuttuğun kim varsa kırılmış dört yanından… Her gün umutsuzca nihayete eriyor. Neyi bekliyorum, niye bekliyorum bilmeden… Bilmemek en acı verici şey aslında. İnsan bilmeyince içinde hep karanlık bir yerler kalıyor. Bir süre sonra bilinmeyen arttığından, haliyle o karanlık da artıyor….

  • Yemezler efenim, yemezler…

      “Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi…” Tezer ÖZLÜ Klavyelerimizde hashtaglerimiz hazır. Beylik birkaç laf da bulmalı. Sonra gül yüzlü Özgecan’ın bir fotoğrafını da eklemeli… Sonra öfkeyle; idam demeli, sallandırmalı demeli, kurşuna dizmeli, paramparça etmeli demeli.. Sonra herkes evinin sıcak bir odasında çayını demlemeli. Afiyetle içip, ertesi günün hashtaginin ne olacağı konusunda fikirler üretmeli….

  • Belaların boyunduruğu altında..

    İnsan kendi ittiği bir insanı düştü diye sorguluyorsa, büyük bir yanılgı vardır ortada. Ben tüm yalınlığımla kalbimi açtım ve sonuçta sevgisiz bırakıldım. Ama benim bundan sonra yaşadığım hiçbir şeyi sorgulanmaz kıldı bu durum. Yani artık bir kuştan daha da özgürdüm. Ve özgür olacağım… İnsanlar basit ve sıradan. Bu yüzden çok kolay sorguluyorlar kendilerinden olmayanları… Oysa…

  • Biz dağ adamları; çok yorulduk!

              Ruhundan orospu çıkan bir güruhtuk Şapkadan tavşan çıkaran zihniyete inat Deştiğimiz her toprak parçasından kemik parçaları çıkıyordu Çaresiz eşlik ediyordu rakımıza sigara hazretleri Bir gün daha nihayete ererken, Kaç kadının canına mal oluyordu erkekleri? Ve tüm bu erkekler, öldürdüklerine inat bir kadın tarafından dünyaya getiriliyordu… Adını bilmediğimiz ülkelerde insanlar, insanca…

  • Mahkumiyet..

    Kendimi bile göremiyorum çoğu kez aynada.. Aynalar da tanımıyor zaten.. Acayip bir adam oldum çıktım.. Ne bu keder bitecek, Ne de koşulsuz şartsız yaşayabileceğim. Ay ışığı dolduracak gecemizi, Bunu biliyorum.. Gün ışığı gözlerimizi kamaştıracak, Hüzünleniyorum.. Ve bir sahil kasabasında öğle vakti uykuya dalacağız hep birlikte.. Usulca esen rüzgara inat, belki de horlayacağız ağız dolusu.. Olsun…

  • Öncesi..

    Çok yazık.. Kıştan çalınma bir poyraz esti üzerimize ve toz kalktı. Nefes almak güç.. Bir annenin çocuğunu yıkaması kadar hoş ve sabunu kafasına vurması kadar nahoş.. Ağır kahvelerin hükmünde verildi cezam; böbreğim kesildi, ciğeri beş para etmeyen bir doktorun yanlış tedavilerine kurban edildi gençliğim, genç telaşım ve sevdalar.. Huzur eski bir apartman dairesinin çürümüş balkonlarında…

  • “Tarihi çarşıların ve asırlık çınarların yakıldığı bir kan davasıydı yalnızlığımız..” KK

    “Tarihi çarşıların ve asırlık çınarların yakıldığı bir kan davasıydı yalnızlığımız..” KK Nefes almaktan vazgeçmek istiyorum kimi zaman.. Bu vazgeçişin intihar olarak adlandırılmasına da şaşıyorum. Yaşamak için verilen mücadeleyi fark ediyorum sonra, binlerce insan katledilirken. Hiç seyrettiniz mi bilmem ama ben seyrettim; kafalarına dayalı makineli tüfeğin ateşlenmesinden hemen önce korkulu gözlerle bakan insanları.. Sonra benim vazgeçmeyi düşündüğüm…

  • Gece karambolleri (İçimizdeki kaosun patlak verdiği günlerden geçiyoruz sayın seyirciler!)

    Birden bastıran yağmur, toprağın kokusunu dalga dalga yaydı. Bu koku özgürlüğün kokusuydu kanımca. Bu koku temizliğin kokusuydu. Yağmur dinince ıslak sokaklarda yürüdük bir süre. Bana kalsa yağmur başladığı andan itibaren çıkmalıydık, içerisinde oturduğumuz kafeden. . Ama yanımda buna cesaret edebilecek kimse yoktu. Cesur olmak budalalıktı bu yüzyılda. Herkes her şeyden korkar olmuştu ve belki de…

  • Yalnız..

    Bir uğultu işitiyordum. Muhtemelen gecenin sesi olabilir. Aldırış etmeden yürüyordum. Kediler uyuşuk hareketleriyle çöpleri eşeliyordu. Soğuk diyorum kendi kendime… “Umarım karınlarını doyururlar.” Deniz kenarına vardığımda, dolunayın olanca ışığını denizin üzerine yansıttığını gördüm. Işıl ışıl ve hareketliydi deniz.. Yakamozun, hayatımda daima önemli bir yeri olmuştur. Nerede görsem durup bir süre izlemeye koyulurum. Hayatın huzur mekanlarından biridir…

  • Biz boşuna olmadık savaş karşıtı!

    Var olduğumuzdan beri bu dünyaya gözyaşı saçıyoruz.. Hüzün tohumları ekmekten başka bir uğraşı bulamadık henüz.. Büyüyoruz, gelişiyoruz ve değişiyoruz ama; günler acılara gebe.. Günler gözyaşlarıyla anlaşma içerisinde.. Beceremedik doğru dürüst yaşamayı.. Ve yaşatmayı!                 Babalarımız bir sabah vakti gittiğinde operasyonlara, anladık hayatın ne denli karmaşık olduğunu.. Ölüm haberlerini izlerken içimiz burkuldu.. Cenaze ardından yakılan ağıtlar…