Kısık sesimizle, sevda fısıldıyorduk; boşluklara…

Soluksuz ve uykusuz geçirilen günlerin ardından, koskoca bir yalnızlığa merhaba demenin bitkinliği içindeyim. Kimseyi anlamıyordum ve kimse anlayamıyordu içimdekileri…

Bulutlu günler geliyordu… İs kokulu geceler… Bir kadın daha terk ediyordu… Övünmüyorum; kadınlar ve alkol için hiç övünmem… Başarısızlığımdır… Derinlerde kırdığım bir testidir belki… Yemediğim bir dayaktır… Ya da hiç duyamayacağım bir şarkıdır… Her neyse odur işte, ondandır… Beğeni cümleleri duyumsuyorum, ardından hakaretler… Yüzüme gülüyor birisi ve aslında biliyorum, yıkılmamı görmek istiyor. Her iyi dileğimin karşılığında, hayat farklı bir kazık atıyor. Mutlu değilim, olmadım da hiç… Belki de olamayacağım…

Hayatın kısalığına dem vurmak isterim. Hayatın anlamsızlığına… “Ölmeden bir kitap sığdırabilmeliyim hayatıma” derim hep… Beni anlamayanlara yine kendimi anlatmaya çalışmak için… Anlamayacaklarını bile bile… İnatla, azimle ve saçmalıklarımla… Hayatın onlardan ibaret olmadığını göstermem gerek. Aşklarının aşk, hayatlarının hayat, içlerine çektikleri havanın hava olmadığını haykırmam gerekli!

Bir yere kadar kardeşlikten bahsedenler, bir yerden sonra “Ama onlar da şöyle…” diye başlarlar söze. Hiç açık sözlü olamadık. Bakamadık aynaya ve önce kendimizle konuşamadık! Gerçekleri kendimize bile söyleyemezken, hayatın hangi gerçeğini konuşabiliriz ki! Hayat bir aile kurmaktan ibaret değil. Sevişmekten, oyunlardan, ibadetten, karın doyurmaktan ibaret değil hayat! Bu şekilde algıladık hep… Buna göre kurulmuş sistemlerle yaşam sürdük. Bize verileni, verildiği kadarını yaşadık. Ve tatmin noktasında iyi bir yalancı olduk çıktık. Yanlış argümanlarla yanlış konuşmaların baş yorumcusu olduk… Sonra her insan gibi başkalarını suçladık! Cesur değildik gerçekleri görüp bağıracak kadar!

Cesur olmak gerekirse;

Tüm bu savaşların, tüm kavgaların, tüm ayrılıkların, tüm bu gözyaşlarının, tüm hastalıkların, tüm bu pisliğin sorumlusu benim… Hadi şimdi mutlu evciliklerinizde, iyi bir rol seçin ve oynayın… Televizyonlarda yıllardır nasıl oynayacağınızı gösteriyorlar zaten… gece gündüz izlediklerinizden, çoğu şeyi kaptınız bile… Şimdi sahne sizin, oyun sizin, mutluluk sizin olsun!

Benzer Yazılar

  • Sevgi Dozajı

    Sevgi Dozajı Sıyrılmak isteyip de sıyrılamadığım düşüncelerimin bedenimi esir alması ne kadar sürecek bilmiyorum. Bir balığın -büyükçe bir balık- karmaşık kılçıklarını ayıklarkenki komik halim geliyor aklıma. Lüks lokantalarda, kibarlık budalası ahmakların nasıl da becerikli olduğuna şaşırmamalı.. Kısır bir döngüde, her şey herkes tarafından başarılabilir. Hırsına yenik düşen herkesin aynı derecede ve aynı noktalarda hata yaptığını…

  • Yemezler efenim, yemezler…

      “Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi…” Tezer ÖZLÜ Klavyelerimizde hashtaglerimiz hazır. Beylik birkaç laf da bulmalı. Sonra gül yüzlü Özgecan’ın bir fotoğrafını da eklemeli… Sonra öfkeyle; idam demeli, sallandırmalı demeli, kurşuna dizmeli, paramparça etmeli demeli.. Sonra herkes evinin sıcak bir odasında çayını demlemeli. Afiyetle içip, ertesi günün hashtaginin ne olacağı konusunda fikirler üretmeli….

  • Makarnaya sıkılan mayonezin düşündürdükleri…

    Oturup öylece mayonezli makarnayı çatallarken, kafamdan binlerce kelime akıyor. Öylece hayata karışıp öyle ya da böyle yaşıyoruz. Çevremizi çevreleyen dikenli telleri bile boyarken gerçekçi düşünmelisiniz demiyorum size… Diyemem… Demem! Ama doğru dürüst bir hayatı yaşamak için en ufak bir çaba bile göstermeyen insanlara hayret ediyorum. Yani kendilerine sunulanı kabullenip o şartları ne olursa olsun sahiplenmek…

  • Erdal Beşikçioğlu

    Erdal Beşikçioğlu Günce – 06.09.19 İnsanın yaşamında hiç unutamayacağı anlar olur. Benim için de bugün öyle bir gündü. Şans eseri haberdar olup son anda alabildiğimiz tiyatro biletleri sayesinde İstanbul Zorlu PSM’de Erdal Beşikçioğlu’nun sahnelediği “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni seyretme şansı buldum. Büyük şehirlerde yaşayan insanların bu tip etkinliklere ulaşma şanslarını her zaman kıskanmışımdır… Neyse ki…

  • |

    İşeme Hakkı

    Kısa Kısa Telaşla köşeyi döndü. Birileri peşindeydi ve bu durum hiç hoşuna gitmemişti! Koşturmaya başladı. Bilmediği bir semtti burası. O yüzden her girdiği sokaktan sonra nereye gideceğini çok iyi kestiremiyordu. Bir şekilde kurtulmalıydı. Artık çekilmez olmuştu bu koşuşturmaca. Peşindekiler polisti. Kaçarken birçok yerini yaralamıştı. Ama yakalanırsa, en az 20 sene yatacağı vardı… Bu ölmekti! Hatta…

  • İhsan Hala Ve Küçük Mutluluklar

    İhsan Hala Ve Küçük Mutluluklar Her şeyin sonunda “Yapacak bir şey yok!” cümlesinde takılı kalıp aynı sürüncemede yaşamak ve bu yaşamın baskılarını her haliyle eksilmeden taşımak kadar yorucu bir durum var mıdır bilmiyorum. Bu satırları Armağan Çağlayan’ın Youtube’ta yaptığı “Gör Beni” serisini seyrederken yazıyorum. Konuk İhsan Hala… Küçücük bir köyde kendi varlığıyla mutlu; çevresinin ve…