Şehir Azabı..

kkkkkkkkk

Büyük şehirlere yüklenilen anlamların; küçük kasabalarda yitirdiklerimizin bir yanılsaması olduğunu hissediyorum. Koca bir denizin koca bir vapuru yuttuğu, insanların sokaklarında uyuduğu ve büyüklük kavramanın köşe başlarındaki pis çöp kutularının içindeki zamanından önce atılmış eşyalarla ölçüldüğü küçük bir ayrıntıdır büyük şehir zırvalıkları..

İçecek çok yer vardır, kaçacak-kaçtığımızı sanacak- çok yer vardır. Kırmızı ışıklar vardır, trafik ve korna sesleri, kavgalar, gürültüler ve durmadan tükenmeden var olan bir uğuldama.. Nasıl dersiniz ilk önce. Nasıl dayanıyor insanlar bu çığlığa? Ve sonra çığlığa eşlik ettiğinizin farkına varıp gülersiniz, kimi zaman ağlayanlar da olur. İnsanları anlamak güçtür genellikle. Algıların tam tersinde hareket ettikleri olur ve tüm plan alt üst olur o vakit. Planların aksaması birilerinin cezalandırılmasına neden olur ve bu ceza olgusunun yerleşik bir yapıya bürünüp, kendi kimliğini yaratmasını sağlar. Ve dönüşü olmayan ahlak zırvalıkları yer alır hayatlarımızda.

Ahlak; her şeyi kalıbına uydurup açık vermeme sanatıdır. Açık verenler ahlaksız damgasını yer ve cezai yaptırımlarla da toplumun gazı alınır. Evet, yaşamın çekilmezliği ve büyük şehirlerin metrolarının bu kadar hüzün dolu olması bu yüzdendir. İçimize sinen ikililik ve toplumda yer aldığımız maskeli statümüz! Gece girilen yataklarda seviyesiz düzüşlerin ardından koşturmamız gereken sabahların olması.. Bu intihar gibi bir şey!

Tam üç saattir denizi izliyordum. Önümden sayısız insan mezarı geçti.. Ceset kokusu ağır ağır geliyordu burnuma.. Denizin bir önemi kalmamıştı insanlar için. Sadece kenarında çekirdek yiyip saçma sapan yalanlar anlatıyorlardı birbirlerine. Tutarsız bir insan ömrünün, denize adanabilecek kadar önemli olduğunu kavramaktan pek uzaktılar. Ve hiç yaklaşmayacaklardı bu olguya.. Yaşamın görüldüğü kadarını tanımlayacak, var olması gerekeni algılayamayacaklardı. Kalın kitapların içinde bir tek cümle bile seçemeyeceklerdi, kendilerine dair.. Ki zaten okumayacaklardı o kitapları!

Bu geceleri boşuna düzmedim ben.. Öyle gecelerin tecavüzcüsüyüm ki; cehennemin kapıları sonuna kadar açık ve zebaniler arkama geçmek için sabırsızlıkla bekliyorlar.. Veremeyeceğim hesaplar yok, içimdeki dışımdaki ve aklımın her köşesindekilerden sorumluyum. Yazılı kuralların her maddesindeki suç tanımıyım ben. Katledilen yüzlerin son görücüsüyüm. Urganı düğümleyen, şalteri indirenim.. Öldürenim.. İlk önce içimdeki özü öldürmediğim için; katlettim yaşayan cinnetlikleri.. Onlar cennete gideceklerine inandırmışlardı kendilerini.. Oysa ben kazdığım ilk çukura attım cesetlerini..

Ne pişmanlık ne de vicdan azabıydı içimdeki.. İçimde sadece şaşkınlık vardı. Bunca yılın ardından sadece koca bir şaşkınlık. Kıraran saçlarımı, buruşan yüzümü ve ellerimi tanıyamıyordum. Günlerce, aylarca otursam bir köşe başında; ne bir soranım ne de meraklananım olurdu. Oysa bunu biliyordum, bir şehrin nasırlaşmıştı merhameti.. Kimsenin bir değeri yoktu, şehir merkezlerinde ölüm kimsesiz olacaktı. Ve ben yaşlanmıştım. Ölmeyi defalarca hak etmiş ama kefeni yırtmıştım her seferinde.. Ancak bu sefer durum başkaydı. Kefeni boğazıma dolamışlar ve nefesim kesilmekte..

KorsanKalem 04.25 11.01.14

Benzer Yazılar

  • Karmaşa

    Yorulası bedenlerde, nöbet tutmak.. Gözlerin yorulması ve kapanmaya çalışması.. Ve sevdiğinin aklından çıkmaması.. Gece yavaş yavaş ilerlerken sabaha doğru, çayımı yudumlayıp Ahmed ARİF’ten hoş bir şiir dinleyip de sevdiğini düşünen tek ben miyimdir bilinmez ama deneyin hoş oluyor.. İnsanlar uyurken dünyayı,sevdayı,hayatı,annemi,babamı,kardeşimi,sevdiğimi düşünmek… Çözümsüzlüklere çözüm bulmak ve bulamadıkça da daha çok düşünmek.. İşte yaşadığım tamanlamıyla buydu…..

  • Pisliğin İçinden Bildiriyorum..

    İnsanlar hep aldanıyorlar aslında.. Aldatıyorlar kendi kendilerini.. Kandırıyorlar türlü yalanlarla.. Değersizleşiyorlar ve değerli olan ne varsa, değersizleştiriyorlar.. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor toplumun içinde.. Kirli telaşlarla, bembeyaz rüyalara saldırıyorlar.. Yani güneş doğduğu gibi batmıyor; insan uyandığı gibi yatmıyor yatağa.. Çoğu kez canın sıkılıyor.. Saçma ve gereksiz olaylardan.. Çoğu kez tökezlemeni bekliyorlar.. Tökezleyip yere kapaklanmanı.. Kapaklandığında…

  • Beni Kaktüsümle Yargılayın..

    Gülü seven dikenine katlanır diye bir söz var ya hani, yani o söze sevdalı- güle sevdalı dikene katlanan- ilgili gül insanlarına seslenmek istiyorum.. Kaktüs sevenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Gülden çekmedim, kaktüsten çektiğim kadar.. Zaten güle karşı bir antipatim var.. Sevmiyorum o renkli asilzadeleri.. Bülbüller darılmasın lütfen.. Ben kaktüsleri çok seven bir doğa dostuyum.. Nedense çok…

  • Yazarlık Üzerine ve Yeni Bir Dergi..

    Yola çıkarken herşeyi göze alır insanlar.. Ama ilerledikçe virajları, tümsekleri, ışıkları öğrenirsin yavaş yavaş.. Ve yol bir süre sonra yakınılası bir eziyete döner.. Oysa daha ilk kilometrede herşeyi göze almışsıdır.. Unutursun tabi.. Unutmak insanların en iyi becerdiği iştir.. Bunca yol aldıktan sonra yakınacak çok da kibirim olmadı.. Yani yazmaktan bahsediyorum.. Bir amaç uğruna yazmadım.. Amacım…

  • Yazdım işte,öyle..

    Annem doğum günlerimize çok önem verirdi.. Hiç eksik etmedi yaş pastamızı. Her yaşgünümüzde pastayı keserken,mum üflerken, ilk lokmayı ağzımıza atarken çekildiğimiz fotoğraflar vardır.. Hersene aynıydı.. Sıkıcı gelirdi.. Ama beterin beteri varmış. Bu gün onu anladım. Sıkıcıydı ilk defa doğduğum gün..  Zaman geçmek bilmedi.. Yalnızlaştıkça yalınlaştım.. Askerler nöbet değiştikçe kutladılar doğum günümü telsizlerden.. Güzel bir hava…

  • Yazmak

    Dün gece hiç uyumadım,bu sabahta şu saate kadar yollardaydım, ama yazmak bir hastalık gibi ve herhalini yazabilmek, deli gibi sevdalarını da çok sıkıştığında nasıl tuvalete koşturduğunu da yazmak.. En acısını en tatlısını, en siyahını yada en beyazını yazabilmek.. Korkusuzca.. KorsanKalem Görüntüleme: 278