Kuşatma

Kuşatma

İçine hapsolduğumuz şey, bizleri gündelik sevinçlerin ve tabi acıların karmaşasında bırakıyor. Kimse yaptığı işten memnun değil. Mecburiyet her yanımızı sarmış. Basit sohbetlerin gülünçlüğüne sığınıyor pek çoğumuz. Ama eminim akşam yattığında hiçbir şeyden memnun olmadığını biliyor. Belki uykusunun kaçmasına sebep oluyor bu gerçek… Her şeye rağmen’le başlayan cümleler katlanılmaz olduğunda, yüzüne yapışan ifade, derinde dönülmez bir izi doğuruyor. Yüzdeki kırışıklıklar, alın çizgileri ve küçük ayrıntılar sen söylemesen de bir şeyler ifade ediyor aslında. Görmek isteyen bir şekilde gerçeği görüyor yani…

Sanırım adım atmak koşmanın ön koşuluydu. Adım atmazsan koşmayı da başaramazsın gibi geliyor. Bu sebeple koşmayı sevmiyorum. Adım atamadığım için. İçimde doğan ne varsa, büyütmeye korkuyorum. Korku da değil bu, bir nevi kolaycılık. Rahatsızlık duyduğun şeyi homurdanarak dile getirmek kadar bayağı bir davranış aslında. Etrafı kuşatılan bir kale, içinde bu kuşatmayı delmek isteyen insanlar. Ama istemekle olmuyor işte. İstemek sadece kuşatmayı daha da güçlü kılıyor. Adım atmalı…

Küçük oyunlar oynayıp, mutlu tavırlar takınan milyonlarca insan; nedense sürdürüyor basit yaşamlarını. Hepsi de büyük mülkler, servetler, şaşalı bir gelecek hayali kuruyor. Geleceği iyi bir şey olarak hayal etmek ve bu hayal için kendinden vazgeçebilmek bana garip geliyor. İyi olarak görülen geleceğin maddi bir karşılık olarak algılanması, elde edilenlerle yetinme gibi bir durumun ihtimal dışı olması akıl alır gibi değil. Ama bunu bir odayı döşer gibi içinde bir yerlere döşemiş; dahası senin belirsizliğine de anlam verememiş ve dalgaya almış. Geleceğini garanti altına almak… Dünya bir belirsizlikle dönüp duruyorken hem de…

İşte bunlar, bu sebepler yokuş oluyor her şeye. Herkes bencilce saldırırken, sen sakin ve mütevazi bir yaşam süremezsin. Buna izin vermezler. Kendileri için kaplan kesilenler, başkaları işin içine girince kış uykusuna yatıyor. Ve sen bir başına -her zaman olduğu gibi- kalıyorsun. Hakkın olanı, hakkettiğini düşündüğünü sana vermiyor; üstüne üstlük bu durumu çok doğal, olası ve mantıklı olduğu konusunda da ahkam kesebiliyorlar… Ama sen özverini, enerjini ve hatta ruhunu onlara, bu sisteme vermek zorundasın. Öyle görüyor, öyle anlatıyor, öyle duymak istiyorlar…

Hiçbir şey için geç kalmış değiliz. Belki saliselik bir devinimle başlayıp büyüyerek bu kuşatma yerle bir edilecektir. Sadece her şeye rağmen adım atmak, atabilmek gerek…

 

İnstagram hesabımı takip edebilir, diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz. Ya da her neyse…

– Kuşatma

Benzer Yazılar

  • İsimsiz bir yazı…

    İşin üzücü yanı ne biliyor musun? Günler, biz olsak da olmasak da geçiyor. Ve bunu bildiğimiz halde, mutluluk palavralarına sarılıyoruz inatla. Boş sevda vaazları verip hüngür hüngür ağlıyoruz. Ölümlerin çok basit nedenlerden olduğunu bildiğimiz halde, her gün medyanın uzun yaşam sırlarını keşfetmeye çabalıyoruz. Yüzümüzdeki kırışıklıkları, saçımızdaki akları saklama yollarımızı bulmuşuz ve çevremize genç imajı verdiğimizi…

  • Korsan

    Korsan Yağmurlu bir sabah, uykumu alamadığım bir uyanış ve işe gidişin trafik sıkıntısı… Birbiri ardına sıralanan günlerin tekdüzeliğinde yeni bir şeylerin olmasını bekleyen ve beklemekten vazgeçen insanlarla birlikte günü geçirdim. Yıllar önce işe başladığımda garip duygular içindeydim. Öncesindeki iki yılın hem fiziksel hem de psikolojik etkilerini üzerimden atmam çok da kolay olmadı. Geriye dönüp bakınca…

  • Olasılıklar

    Olasılıklar İçimden gelmeyen bir şeyi yapmak… Sahi sizin içinizden bir şey yapmak geliyor mu? Bahaneler falan yerli yerinde mi? Benim dört yanım bahane zulası… Dönerim dönerim çıkmaz… Ay karanlık… Kendinizi tanıyamadığınız dönemler oluyor değil mi? Yani sadece bana olduğunu sanmıyorum? Umarım bana özel değildir… Zoraki bir gülümseme ekliyorum bu cümlenin sonuna… Kendini tanımak da iddialı…

  • Neden Bilmem

    Anlamsız gelen şeyler, anlamını yitiren şeyler ve diğer şeyler… Yapış yapış bir ağustos gecesi. Uykuya saygısızlık etmekte direnen ben. Biraz ağrılı, biraz kaygılı ve uzunca bir süredir boşladığım bu bloğun başına geçip temiz bir sayfayı cümlelerle doldurma niyetindeyim. Yanıbaşımda Yoyo, az önce Korsan’la olan koşuşturmacasından yorgun düşmüş beni seyrediyor. Arada –göz göze geldiğimizde– anlamsız sesler…

  • Bahçenin düşü çiçek açmaktır ve İnsan bencil bir varlıktır!

    Günün belli saatlerinde dönüp bakıyorum posta kutuma yeni bir mektup bırakılmış mı diye. Penceremi kaplayan toz yüklü perdenin ardından izliyorum onu. Ama ne gelen var ne de giden! Posta kutumu diktiğim bahçenin çiçeklerine takılıyor gözlerim. Garip otlar belirmiş, boğuyor çiçekleri. Bir kısmında ise artık çiçekten eser bile kalmamış! Dikenli yaban otları yarış içinde göğe doğru…

  • Bir şey…

    Hiçbir şey istemiyorum sizden. Bu, sahip olduklarımdan dolayı gelişen bir tavır değil. Sadece benim arzuladığım hiçbir şeyi verecek cesarete sahip değilsiniz. İstediğimde; bir sırra haiz olmuşçasına garip, tedirgin ve korkaktınız. Bu yüzden hiçbir şey isteyemem sizden. Bencil tavırlarınızla dağıttığınız gülücükleri arzuladığımı mı düşünüyordunuz? Yoksa türlü zehirler akıttığınız sinsi duygularınız mı benim rüyalarımı süslüyor? Ben sizden…