Geceye Düşülen Notlara Rahmet

Geceye Düşülen Notlara Rahmet…

Şehrin ışıkları karşımda dizilmiş. Kötü haberler yine gelmekte dört bir yandan. Bir gün daha usul usul kayıyor. Bir şeyler gelir mi elimizden? Eskiden düşleri olan bir yabancı, şimdi her solukta yorgun düşen bedenine inat, adımlıyor şehrin kaldırımlarını. Belki hiçliğin ortasında kaldık. Belki aldandık. Sahi en son hangi sohbetin virgülüyle aydınlandık?

Bir şeyler yazmak, bir şeyler aşmakla eşdeğer oluyor. Bir şeyler çoğunlukla aşılamıyor. Biraz boş veriş, biraz da kafamın içindekilerle savaşmak ya da barışmak için unutmayı icat ediyorum. Unutmak derin bir uyku çekmek gibi geliyor. Çoğunlukla arzuladığım ama bir türlü kavuşamadığım. Geceye Düşülen Notlar‘ı yazmayı bıraktıktan sonra geceye methiyeler düzmekle beddualar etmek arasında bir yerde kaldım. Çok okunan boş yazılar, çok bilge yazarlar, her şeyin üstesinden geldiğini iddia eden insancıklar…

Anlamsız olacak yazdıklarım. Anlam arayanlara hitap etmeyecek o cümleler. Her gün kaç sayfa yazmalı? Kaç sayfasını dönüp okumalı? Küçük oyunlara dalmadan, aptal meşguliyetleri bir kenara itip bilmem ne yapmalı?  Bir insan neden yazar? Bir roman neden okunur? Bir sıkıntı anı, bir ihtiyaç, bir tutku? Önemi yitiyor gibi geliyor tüm her şeyin. Çünkü kolayı var. Hayat çok hızlı ve sayfalar, paragraflar, cümleler yorucu geliyor insana, İNSANLARA… İşte umutsuzluk orada başlıyor. Nedenler, niçinler, somut bir dönüşü olmayan bir uğraşı -hobi- ne işe yarar ki bu çağda, bu çılgın çağda…

Ama içimi dökmem gerek. Anlatmam gerek. Belki bomboş bir salonda konuşuyorum, bir gökyüzü boşluğunda haykırıyorum ve beni kimsenin duymadığını, daha kötüsü duymak istemediğini bile bile anlatmam gerek. Neyi peki? İçimden gelen, elimden ete kemiğe bürünen ne varsa… Eskiden bir duvar ise meselem, o duvarı cümlelerle delik deşik edebileceğime inanırdım. Görece yazdıklarımla başardığımı da düşünürdüm. Şimdi meseleler çığ olup gırtlağıma yapışıyor. Baş edecek gücü kendimde bulamıyorum.

Şehrin ışıkları karşımda dizilmiş. Kötü haberler geliyor dört bir yandan. Bir gün daha usul usul kayıyor. Bugünün onuruna yazıyorum bu yazıyı. Boşluğa, atmosferin bilmem hangi katına… Umursamadan yazmaktan başka yapacak bir şeyim yok. Sayılar mühim değil. Birilerine adressiz mektuplar gibi düşünüyorum yazdıklarımı. Ulaşırsa ne ala! Ulaşmasa da umudu diri tutacak yüreğimi.

Yazmak ne zor şey. Her şeyin bilincinde olup yazmak. Karanlığın içinde, şehrin ışıklarının eşliğinde… Belki karşımda sarılı beyazlı ışıkların geldiği evlerden birinde de birisi yazıyor usul usul. Birbirimizden habersiz, tam bu saatlerde, belki de başka şehirlerde… Çocuksu bir umut, saf, tertemiz… Ama tutunmak huzur veriyor o umuda! Ulaşırsa mektup birilerine, belki eski günlerdeki gibi Edebiyatın Korsanı‘nda buluşuruz. Bir adım atmak, değiştirir dünyamızı…

Geceye Düşülen Notlara Rahmet

İnstagram hesabımı takip edebilir, diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz. Ya da her neyse…

Benzer Yazılar

  • Kendini

    Kendini Bir şekilde yaşadığın gerçekten uzaklaşarak kuytu bir köşeye çekilip kendini dinlediğin oluyor mu? Hayatına dokunanları, geçmişin karanlık köşe başlarını, anlamsız kırgınlıkları, büyük hayalleri, yıkılan düşleri ve sana dair ne varsa tamamını elden geçirip yüzleşebiliyor musun? Aklına gelen cümleleri, tereddüt etmeden bırakabiliyor musun kalabalığının üstüne? Yoksa o kalabalığın arasına karışıp yaşamını sürdürmeye devam mı ediyorsun?…

  • Sokakta

    Günce – 05.09.19 Kalabalığın içinde yolumu bulmaya çalıştığım o kargaşada aklımdaki tek şey, bunca hayatın birbirine dirsek temasıyla dokunduğu ama bir yönüyle çağları aşan yokluk ve yoksunluklarla ilerlediğiydi. Yani bir köşede evine iki kuruş götürebilmek için saatlerce çalışan, diğer köşede ise tarihi bir kenti kısa bir sürede gezip dost meclislerinde övgüyle ve büyük ihtimalle çokça…

  • Sahi biz kimdik?

    Sahi biz kimdik? Önümüzde çarşaf gibi bir deniz vardı. Tam yol ileri giden bu teknede bir avuç insan, bir avuç kalabalık, bir avuç yalnızlık ufuk çizgisine doğru ömrümüzün en bilinmez yolculuğuna çıkıyorduk. Yaşam gibi bir yolculuk… Bilinmezlerin, merakın, korkunun ve umudun yolculuğu; yaşam yolculuğu… Herkesin birbirinden gizlediği sırları, çantalarına doldurduğu taşıyabileceği en değerli eşyaları ve…

  • Yeminim Var

    Yeminim Var Gecesinde savrulduğum günün devrilen saniyelerine takıldı gözüm. Artık geri dönmeyecek olan o kısacık anları, bir fırsatını bulup ellerimin arasında sımsıkı tutmak istedim. Bir avuntu belki, ya da bir kaçış ama ben böyle anlarda olmayacak şeyler düşünürüm. Çünkü zaten olan olmuştur… İnsanın aklı bir garip çalışıyor. Zamanın hükmü altında ezildikçe de sapıtıyor bir şekilde….

  • İsimsiz bir yazı…

    İşin üzücü yanı ne biliyor musun? Günler, biz olsak da olmasak da geçiyor. Ve bunu bildiğimiz halde, mutluluk palavralarına sarılıyoruz inatla. Boş sevda vaazları verip hüngür hüngür ağlıyoruz. Ölümlerin çok basit nedenlerden olduğunu bildiğimiz halde, her gün medyanın uzun yaşam sırlarını keşfetmeye çabalıyoruz. Yüzümüzdeki kırışıklıkları, saçımızdaki akları saklama yollarımızı bulmuşuz ve çevremize genç imajı verdiğimizi…

  • Hayat çok basit

    Hayat çok basit Uzaklaştığım şey, aslında beni ben yapan en mühim şeydi. Günlük boş sohbetlerin ve bir türlü kurtulamadığımız gündemin savurduğu ruhuma sahip çıkmak neredeyse imkansızdı. Hoşnutsuzluklar her yeri sarınca insan bir çıkış yolu arıyor. Ekonomik zorlukların da üstümüze yığılmasıyla neredeyse nefes alamaz hale gelen ruhumu huzura ulaştıracak şeyin bundan 10-15 sene önce gece gündüz…