Ne Fark Eder?

Ne Fark Eder?

Sahilde insanlar tüm dertlerinin aksine, esen ılık rüzgarda ve denizin serin sularında günün geçişini büyük bir huzurla kabullenmişlerdi. Evden çıkarken yapılacak onlarca işe göz ucuyla bakıp umursamamış ve denize giden yola koyulmuşlardı.

Böyle başladı hikaye. Bu cümlelerle… Kafamda hiçbir taslak olmadan, sıradan bir günün içinde bir şeyler yazmanın içimdeki huzursuzluğu bir nebze de olsa yatıştıracağını düşündüğüm bir öykü yazmak için çıkmıştım yola. Ancak yazabildiğim bu birkaç cümlenin dışında bir şey yazamadım. İnsanlar sahildeydi. Tüm dertlerini bir kenara bırakıp sahile gelmişlerdi. Evde yapılacak işlerin hiç bitmeyeceğini bildiklerinden midir, yoksa tembelliklerinden midir bilinmez ama yapılacak onca işi bir kenara bırakıp denize giden yola koyulmuşlardı. Sonrasında ne olurdu? Bir poyraz çıkıp sahilin huzurlu düzenini alaşağı edebilir miydi? Ya da bir çocuk kaybolup annesinin feryat figan sesleri arasında tüm sahil ahalisince aranmaya mı başlanırdı? Sonra çocuk elinde dondurma külahıyla belirir miydi kalabalığın arasında? Annesi tüm kötü ihtimallerin bertaraf oluşuyla karmaşık duygular içinde sarılır mıydı çocuğa, yoksa bir tokat mı indirirdi herkesin içinde? Tokatı yiyen çocuğun içinde bir yerlerde açılan yara yıllar sonra hangi olayda yeniden kanamaya, kanatmaya başlardı? Peki ya o külahtaki dondurma? Çikolatalı mı, yoksa meyveli mi olurdu? Diyelim ki meyveli olsun dondurma. Bir daha çocuk aynı dondurmayı başka bir tarihte yediğinde yediği tokatı anımsar mıydı? Anımsarsa çocuk bir daha meyveli dondurma yiyebilir miydi? Meyveli dondurmayla annesinin tokatı arasındaki o kanatan bağı silebilir miydi zihninden?

Sıradan insanların, sıradan hikayelerini anlatmak ve zihnimin bir köşesinde silik anıları dönüştürerek bir kurgu metin yaratmak bazen çok da mümkün olmuyor. Planlı çalışmanın elbette bu söylediklerime olumlu etkileri vardır ancak hayatın içinde olup gündelik telaşlardan sıyrılarak yazı yazmak çoğunlukla mümkün olmuyor. Eskiden daha çok gözlem yaptığımı biliyorum. İnsanı anlamak için gösterdiğim çabayı şimdilerde çok da başaramıyorum. Ancak az da olsa insanı tanıdığımı düşünüyorum. Bu düşünce tembelleştiriyor galiba. Eskiye nazaran daha az yazmamı açıklaması da önceki cümlenin içinde yer alıyor… Tabi tembelleşmenin de sebepleri var. Bu sebeplere sığınmasam da belirtmekte fayda görüyorum. İnsan hayalini kurduğu şeylerin birer birer yıkıldığını görünce motivasyonunu diri tutmakta güçlük çekiyor. Bu motivasyonu sağlamayı engelleyen de pek çok şey var. Sosyal medya, güncel siyaset, dünyadaki negatif hareketler, ekonomi ve daha pek çok etken de insanın kendi kendine kalmasını, kendi arzu ve hayallerini gerçekleştirmesini ne yazık ki engeller hale gelmiş durumda. Yazı yazmanın tam manasıyla yalnız yapılacak bir eylem olduğunu düşünüyorum. Bu yalnızlığı kişilerden bağımsız, yazanın zihninin yalnızlığı olarak nitelemek daha doğru. Çünkü kişilerden bir şekilde sıyrılıp bir odada yalnızlaşmak mümkün. Ancak zihni yalnızlaştırmak bu çağda çok da mümkün olamıyor. Bundan yüz yıl önce, yaşanan çoğu şeyden bihaber oturup yazmak çok olasıyken günümüzde kaçamadığımız bir dünyayla birebir temas içindeyiz. Bu da zihnin yalnızlığına ne yazık ki imkan vermiyor.

Bir süredir yazdığım romandan epey uzaklaşmıştım. Çalışma yöntemimi belirlediğim, bölümlerin kısa özetlerini yaptığım romanın toplamda 20 bölümünün 10 bölümünü tamamladım. Geri kalan kısmı da zihnimi yalnızlaştırabildiğim ölçüde yeniden yazmaya koyulacağım. Her şeye rağmen hayallerimizin peşinde koşmanın, koşamasak da yürümenin, yürüyemesek de emeklemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir öyküye başlayıp bitiremeden bilgisayarı kapatabilirdim. Ancak ben bu yazımda bir öyküye başlayıp, öykünün olasılıklarını irdeleyip bir yazı yazarak tamamladım. Koşmayı denedim, yürümeye çalıştım, nihayetinde emekleyerek bir yere vardım. Bu durumun hiçbir yere ulaşmamaktan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Belki bir avuntu, belki de küçük bir zaferdir. Ne fark eder?

İnstagram hesabımı takip edebilir, diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz. Ya da her neyse…

– Ne Fark Eder?

Benzer Yazılar

  • İnsanın Manzarası ve Diğer Şeyler

    İnsanın Manzarası ve Diğer Şeyler Her gün aynı servisin aynı koltuğunda oturup aynı manzaraları hüzünle seyreden milyonlarca insanın umutsuzca beklediği ve bir türlü gelmeyen şeylerin listesine sarılıp uyumaya çalışıyorum. Ne zaman vazgeçmeli? Ne zaman bir şeylerin hiç geçip gitmeyeceğini ya da gelip öylece hayatın merkezine inmeyeceğini kabullenmeli? Bir şeylerden çok sıkıldım. Şans dediğimiz şeyin ne…

  • Hayata Dair Yazılar: Değişim…

    Hayata Dair Yazılar: Değişim… Eksikleri tamamladıkça, hayatın doğal akışına bırakıyorsun kendini. Üstesinden geldiğin tüm zorlukların bir üst mertebeye ulaştırdığı oyunun farkına varıyorsun. Ama her süreç tereyağından kıl çeker gibi atlatılmıyor. Boğuştuğun hayat süreçleri, kafanda büyüdükçe büyüyor. Öyle koy veremiyorsan hayatı, mesela bu yüzden gece yastıkla boğuşuyorsun. Sanki bütün dertleri akıttığın bir su gideri gibi. Ama…

  • Sokakta

    Günce – 05.09.19 Kalabalığın içinde yolumu bulmaya çalıştığım o kargaşada aklımdaki tek şey, bunca hayatın birbirine dirsek temasıyla dokunduğu ama bir yönüyle çağları aşan yokluk ve yoksunluklarla ilerlediğiydi. Yani bir köşede evine iki kuruş götürebilmek için saatlerce çalışan, diğer köşede ise tarihi bir kenti kısa bir sürede gezip dost meclislerinde övgüyle ve büyük ihtimalle çokça…

  • Öylece…

    Yalpalayarak kalktı ayağa… Amaçladığı denize ulaşmaktı ya da dışarıda yağan o hüzün yüklü yağmurda ıslanmaktı. Bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektik… Aklından ne geçmişti, ne düşlemişti hiç bilinmez… Öylece gidiverdi ölüme, yalın ayak… KorsanKalem Görüntüleme: 356

  • Yeminim Var

    Yeminim Var Gecesinde savrulduğum günün devrilen saniyelerine takıldı gözüm. Artık geri dönmeyecek olan o kısacık anları, bir fırsatını bulup ellerimin arasında sımsıkı tutmak istedim. Bir avuntu belki, ya da bir kaçış ama ben böyle anlarda olmayacak şeyler düşünürüm. Çünkü zaten olan olmuştur… İnsanın aklı bir garip çalışıyor. Zamanın hükmü altında ezildikçe de sapıtıyor bir şekilde….

  • Hayat çok basit

    Hayat çok basit Uzaklaştığım şey, aslında beni ben yapan en mühim şeydi. Günlük boş sohbetlerin ve bir türlü kurtulamadığımız gündemin savurduğu ruhuma sahip çıkmak neredeyse imkansızdı. Hoşnutsuzluklar her yeri sarınca insan bir çıkış yolu arıyor. Ekonomik zorlukların da üstümüze yığılmasıyla neredeyse nefes alamaz hale gelen ruhumu huzura ulaştıracak şeyin bundan 10-15 sene önce gece gündüz…