korsan

 

Bir gülüş bile hatırlatıyor bazen. Bir gülüşün tonu, nasıl benzer başka bir gülüşe diye soruyorum kendi kendime. Sonra bir şarkı çalıyor. Çalmasaydı iyiydi bakışı atıyor masadakiler birbirlerine. Sonra hep bir ağızdan sigara yakıyoruz. Neden böyle olur bilmem. Herkes mi aynı dertten muzdarip, yoksa herkesin kendine göre haklı nedenleri mi var kederlenmek için? Bir damla düşüyor sol kolumun üzerine. Diyorum ki masadakilere, gökyüzü ağlıyor. Herkes uydurma bir gülüş takınıyor yüzüne. Ama o an sağ koluma da damlıyor bir gözyaşı. Diyorum ki valla bak, sırılsıklam olacağız! O an, karşımda oturanın gözünden bir yaş akıyor. Hah diyorum bir salgın! Halimiz harap! Derken sağ yanımdaki kopuyor hüngür hüngür. Diyorum olmaz böyle. Kalkmak lazım. Eve gidip yataklara kapanmalı. Yoksa geçmeyecek bu virüs üzerimizden. Bir bakıyorum, sol yanımdaki masaya kapanıyor salya sümük. Eyvah diyorum kurtuluşumuz yok artık! Ardından bir şey demeye kalmadan gözlerim boşalıyor üzerime. O anda, gökten zembille iniyor yaşlar. Islanıyoruz. Gözyaşı yığılıyor dört bir yana! İnsanlar deli mi bizim gibi, çoktan kaçmış herkes daha ilk damlada… Küçücük bir gülüşe bak hele! Hiç acımadan yaşartıyor gözlerimizi. Bir gülüşün tonu, nasıl da yetip artıyor yüreklerimize… Fazla geliyor bazı şeyler. Fazla geliyor ve kaldıramıyoruz artık!

Herkesin haklı nedenleri var. Herkesin dönemeçleri, keskin virajları, kayboluşları var. Tepetakla oluyor insan kimi zaman. Kimi zamansa 4X4 konforlu bir sürüş zevkinde tadıyor yaşamı. Ama hatırlıyorsun her şeyi. Her şey herkesi hatırlatıyor. Her şey herkesten muzdarip… Ve herkes her şeyin farkında! Kıyısında savrulduğun tüm hikâyeler, bir çizik atıyor bedenine. Çizik deyip geçmeyin, her biri kanıyor bir süre boyunca. Bir süre de kabuk bağlıyor. Sonra, yani kabukları gittikten sonradan bahsediyorum; herkes eskisi gibi sürdürüyor hayatını. En azından masadakiler bunun böyle olduğunu sanıyor. Ama o görünen yaraların bir de görünemeyen kısımları var. Onlar kalıyor sana. Görülmeyen hep kanıyor, hep acıtıyor nedense? Ve yıl 2015 olmuşken bile, İsviçreli bilim adamları bir çözüm üretemiyor bu hususta. Derinin altına gizlenen yaralarla oturuyor masadakiler. Herkes yaralı ve herkes birbirinden gizlediğini sanıyor yaralarını! Yastıklara salyalarımızı saça saça uyuyoruz. Ve yeni bir güne eskisi gibi devam ediyoruz. Değişen bir halt yok! Aynı masa, aynı adamlar, aynı hatırlatmalar, aynı hatırlamalar ve aynı yağmurlar…

Islanıyoruz… Islanmaya devam ediyoruz. Biz çok ıslanıyoruz, ama hiç uslanamıyoruz!

KorsanKalem 17.06.15 02.10


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir