köpBoş bir sayfaya bakıyorum bir saattir. Solitare oynadım, ardından Freecel… Neden yapıyorum bunu bilmiyorum. Zamanımı bu iki oyunla baya harcadığımı düşünüyorum. Ya da zaman öyle ya da böyle geçiyor işte. Durduğunu gören oldu mu bilmiyorum. Gelip geçici yaşanmışlıklar üzerine kurulu bir sistem nihayetinde!

Bir süredir tek bir cümle bile kurmadım hayata dair. Dergiyle uğraştım. Epey uğraştım, gecemi gündüzüme katıp. Kimi zaman sorguladım kendimi; ne işe yarayacak? Ben o çiçeğin narinliğini yeniden hatırlatmaya çalışırken insanlar ölüyor. Normal ölümler de değil bunlar; bombalı, pusulu, kurşunlu, kan dolu ölümler. İnsan insanlığından utanıyor! Utandık!

Amasra sokaklarında bir sürü hayvan yaşıyor. Mesela Lokum var. Ki Biz Ona Pembe Burun diyoruz. Sonra Kömür var, Zeytin var… Onlar kahve yudumladığımız masalara gelip kafalarını dizlerimize uzatıyor ve biz Onları seviyoruz. Bir köpek sizden sevgi ve karnını doyuracağı yemek dışında hiçbir şey beklemez. Ama insan öyle değil. İnsan niye öyle değil bilmiyorum. Bu benim nazarımda geçerli de değil. Ben, anların kıymetini bilmekle meşgulüm. İyi bir sohbet, sıcak bir yakınlık –çok soğuk yakınlıklar da var-, bir kahve kokusunun paylaşımı, gün doğumu huzuru, gece sessizliği, edebiyat ve insana dair güzel şeyler biriktirmektir benim amacım. Heybeme bunları kattım mı, benden huzurlusu yoktur… Çok uzun yıllar yaşamak da istemiyorum. Çok uzun yaşam, çok büyük acılar ve soğuk yalnızlıklardır benim nazarımda. Hastane köşelerinde doksan yaşında ıhıldayarak muayene olacağım bölümü aramak gibi bir zahmete giremem asla!

Günümüzde hırslar, egolar, planlar, kurallar var… İnsan insanlığını kaybetmeye görsün, tehlike çanları çalıverir ve ben uzaklaşırım oradan. Ne istediğimi de tam bilmiyorum aslında. Her şey doğanın uyumundaki gibi olsa keşke… Bir göz yaşına tüm dünya siper olsa mesela… Buradan çıksam, dünyanın bilmem neresindeki bir ülkenin halkıyla şarkılar söyleyebilsem. Ama zor, ama imkânsız; öyle kuşatılmışız ki olmayacak olanlarla… Olduramıyoruz bir türlü. Kırmızı ışıklara takılı kalıyoruz, bankaların borç kuyruklarında tükeniyoruz. Hep birilerinin yaşamından çalıyoruz, kendi yaşamlarımızı kurgulayamıyoruz. O mutluluk tablosundan bir fırça, öbüründen başka bir fırça; tablomuz rengârenk ama içinde bizim tonumuz yok! Çünkü başkalarına bakarak, kendini bulmak zor! Bunu başaranlar elbette vardır. Ama çoğumuz kopya çekmekten öteye gidemiyoruz.

Yarın, yani yaklaşık 5 saat sonra uyanıp; bir iş için giyinmem gerekecek. Ama hiç gitmek istemiyorum işe. Mutlu değilim… Milyonlarcasının içindeki ses bu! Ve bir çözüm yok. Kravatlar sıkıyor boğazımızı. O işe muhtacız her birimiz. İnsanlar siyasi zaferler kutluyor. Kimin zaferi, kimin gücü, kimin istikrarı bilmeden… Yalanlara inanmayı bir kere göze alınca, bu soruların bir önemi kalmıyor. Cevaplar da hep aynı doğrultuda zaten. Hiçbir siyasi söylem, huzura eriştiremeyecek bizleri. Zira o kadar batmışız ki, temizlenmez ne yaparsak yapalım. Küçücük bir dünya algısı yaratılıyor bizim gibi gelişememiş toplumlarda. İki televizyon haberiyle, dünyanın en özel insanları oluveriyoruz. Ama adam karısını doğruyor, bir kadına tecavüz ediliyor, çocuklar öldürülüyor… Neresinden tutayım ve kime ne ümidi vereyim şimdi?

Yorulduk artık. Gören gözlerimiz, duyan kulaklarımız, en kutsalımız -kalbimiz- yoruldu! Bu pislik, burnumuzu kapatsak da kokuyor. Ne çözümü var bu kavgaları bitirmenin, ne başka bir yol var gidebilecek. Yaşayacağız, bir anlamsız hikâyede öldürülmek için. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmeden!

Bir sokak köpeği olsaydım, insan gördüm mü kaçardım! Ama Onlar başlarını dizlerimize uzatıp, sevgi bekliyor…  Biz eksik sevgimizle, kafalarını okşamakla yetiniyoruz. Ne beter bir çağda doğmuşum, bunların olmasını istemedim hiç. Ama yaptılar, yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler…

KorsanKalem 04.11.15

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti, cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir