şevket altuğ- perran kutman

Bir fotoğraf karesinin anlattığı çok şey vardır hayata dair. Geçmişin tüm yükünü sırtlar fotoğraflar. Unuttuğumuzu sandığımız her an, eski kayıtlarda gizlenir. Açıp baktığımızda ise, acının bir tonuyla gülümseriz. Büyük kahkahalar atılmaz fotoğrafların arkasından… Sessizce gülümsenir. Çünkü kaybedilen her şey oradadır. Geri gelmeyecek günlerin tanığıdır fotoğraflar…

Bazen, geçiştirdiğimi hissediyorum hayatı. Geçen günleri umursamıyorum. Gelecekten de bihaberim herkes gibi. Yüzleşmekten çekindiğim gerçeklerin boğazıma dayadığı hançerle dolanıyorum ortalıkta. Zulası patlamış tüm tüccarların hedefinde oluyorum o vakit. Çünkü böyle sessiz sedasız yürüdüğüm yolları zihnime kazıyor o hançer. Söylersem bir pusuda katledileceğim… Katledilmiş tüm gençliğe bir anıt olarak dikecekler beni. Cesedime tek uygun son olarak bunu görüyorum. Ama tüm bunlara rağmen hiçbir şey söylemiyorum. Söylemekten korktuğum sanılmasın… Çekinip, utanıp bir köşeye sindiğim anlaşılmasın sakın! Ya da herkesin anlayışına sığınsın yazdıklarım. Söylemediklerim de günah saflarıma katılsın! Zihnimde yargıladım kendimi… Kalbim hükmümü verdi bir kere. İçine düştüğüm hücre, etten kemikten bir kan davasına dönüştü. Hücrelerimi yiyip bitiren bu ıstırabı anlatacak uygun bir cümlem yok. Belki uzak memleketlerin çocuklarının izlediği korku filmlerindeki repliklerle özetlenebilir… Bizden çok sonra, adımız taşlardan silinmek üzere anlaşılabilir yaşadıklarımız. Şimdinin metotları, felsefesi ve düşünürlerinin işi değil bu!

Dar sokaklarda birbirine temas etmeden ilerleyen şu kalabalığın içinde, ona buna çarpa çarpa ilerlemeye çalışan çocukların anlattıkları fakat itinayla anlaşılamamış olan hikâye; gün gelecek en büyük hata olarak geçecektir tarihe. Şimdilerde kimse farkında olmasa da gün gelecek bu çözülmenin kopmalara evirileceğini biliyorum. Kopan her şey çürür. Çürük ise toprağa düşerse anlam kazanır, başka da hiçbir işe yaramaz…

Ahkam kesen ahmakların, çok bilen cahillerin, kas yığını güçsüzlerin dünyasında; yazgısını sabahın ilk saatlerinde, kısacık bir an bile uyumamış, kan toplamış bir çift gözü kansız bir vicdana tercih etmiş mazlumun yanında durmayacak insanlık. Bu denli olumsuz bir tablo çizmekte de sorumlu hissediyorum kendimi. Hiç başaramadık bunu. Hiç ders almadık. Akıl ve mantık ölçülerimiz, kendi çıkarlarımızı göz önünde bulundurarak yonttuğumuz birer madene dönüştü. O madenlerin rezervleri bitmek üzere. Artık başka çıkar projelerinin peşinde koşturmaca başlıyor. Yani yine, hataların peşinden koşup günü kurtarma derdindeyiz…

Bir fotoğraf, günü gelince yakar içinizi. En mutlu ya da en acı günün fotoğrafı olabilir… Ancak bir fotoğraf, geçmişin hesabını soran en büyük sorgucudur aslında. Günü gelince de yakar içinizi. Kopan, yiten, unutulan ne varsa hatırlatır, her şeyi barındırır içerisinde! Bir fotoğraf, günü gelince sorar hesabını…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir