Kimseye Etmem Şikayet    Seher Vakti

(Bu yazı iki şarkının eşliğinde yazılmıştır.)

Hiçbir şeye kızmıyorum ben. Gücenmedim de.. Ben kendime de kızmıyorum. Belki biraz suçluyumdur. Herkes gibi olabilirdim. Umursamadan insanları, hayatı, çocukları, aşkları; günümü gün de edebilirdim. Ben sevdim her şeyi.. Değer verdim, her elini sıktığım insana.. Nefes alan, doğan, çiçek açan her şeye gıpta ettim. Önemsedim. Ve kırmadığım kalpler bana düşman oldu nihayetinde.. Kelimelere öyle bulaşmıştım ki, dudağım oynamadı kendimi savunmak için, dilim dönmedi anlatmak için derdimi.. Haykırmak isteyip haykırmadığım onca şey vardı ki.. Söyleyemedikçe üzerime bir avuç daha toprak attılar..

Sokakta yürüyordum. Öyle budala öyle gereksizdiler ki oysa.. Kimi zaman kızıyordum kendime; bunlara mı değer veriyorum diye.. Ama sonra gülüyordum içten içe ve güzel dilekler savuruyordum.. Her kötü günün ardından güzel olacak umudunu taşıyıp, gelen günün daha kötü olduğunu görüyordum. Sabrediyordum. Susuyordum. Kitap okuyordum. Hayat okuyordum, insan okuyordum. Yazıyordum..

Bölük pörçük yaşadım hayatı. Çocukluğum oradan oraya geçti. Daha çocukken tanıdım doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi.. Çocukken bildim ülke davalarının bölgeleri kadar karışık olduğunu.. Ve çözmeye de yemin ettim. Çok şey biriktirdim içimde. Mardin’de daha birinci sınıfta gördüm yoksulluğu. Ve bilmediğim sobada yaktım önlüğümü. Doğduğum kentin başkent olduğunu o kırık o eski sıralarda öğrendim. Boyumca kara bulanıp, eve ulaşmak için bindiğimiz servisin verdiği esaret mücadelesini gülerek izledim. Ağlanacak halmiş aslında.. İzmir’in değişken sokaklarında bisiklet sürdüm. İlk öpüşlerin hazzını duydum İzmir kızlarıyla.. Aşık oldum o kente.. Karadeniz’in en orta ilçesinde büyüdüm; Ünye.. Fındık topladım, ısırgan otları arasında. Düşmeyi öğrendim sistemin sınavlarında.. Hiç yapmam dediklerimi yapmak zorunda bırakılacağımı gördüm. Düz lisenin ilk günüydü. Ve ceket kefenim gibiydi. İmam Hatiplerle dövüştüm, bizim okulun kızlarına laf attılar diye. Fatma adlı bir kızdan vazgeçtim dayak yememek için bir okul çıkışında çevremde 8 kişi toplanmışken.. Tam alıştık derken döndüm İzmir’e.. Hiç tanımadığım bir sınıfa son sınıfta yerleştim. Alışmaya başlarken bitti okul. Kazanamadım hayallerimdeki bölümü.. Bu üç kere daha tekrar edecekti.. İstemediğim bir okuldan mezun olup, istemedim bir mesleği yapıyorum. Her gün ölüyorum. Ama geceleri yazıyorum işte..  Okunmasa da, kimsenin umurunda bile olmasa da yazıyorum..

Kardeşime “Kötü olmak kolay, yere tükürür kötü olursun. İyi olmaz zordur, iyi olmak için yaşa..” demiştim. Ama görüyorum ki iyi oldukça geberiyor insan. Çalmadıkça, kırmadıkça yoruluyor.. En adi şerefsizler el üstünde tutulurken, ve yaradan yarattığından bir gram sorumlu değilken ben neden yapmadıklarımdan sorumluyum? Ben neden gecenin bir vakti salya sümük ağlıyorum. İçimde en ufak pislik yokken, neden tanrım neden bütün günahlarını benim üzerime yüklüyorsun! Yeter! Yeter artık! Al bu canımı cehennemin dibine at! Ne senden ne cehenneminden korkuyorsam namerdim! Ben sana vicdanımı sundum ulan! Ben sana onurumu sundum! Sen tüm dünyaya acı saldın! Yüreğimi yaktın ulan! Kaderimi sen çiziyorsan al canımı! Al da karşına dikileyim! Al da hesap sorayım sana! Ya alırsın canımı! Ya da şeytanın prensi olacağım! Can yakacağım, öç alacağım, günah işleyeceğim..

Beni anlamaktan çok uzak, sevgili.. Sen gözlerimin içindekini görmekten uzaksan, ben neyleyim.. Sanal budalalıkların göstermelik isyanlarıyla mı avutacaksın kendini? Yoksa çok iyi yalanlar söyleyen birini mi takacaksın koluna? “Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin, Yine de sen bilirsin Lavinya” demiş Özdemir Asaf.. Anlayana çok şey ifade ediyor bu mısralar. Gerçi sen bunu Feridun Düzağaç’ın şarkısı olarak biliyorsundur. Oysa onu bir şair yaratmıştır. Hani okumaya elinin gitmediği şiirlerden bahsediyorum.. Bir şiir aşkla, kinle, yoksullukla ve ihtirasla yazılabilir. O yüzden okuduğun beş para etmez pembe romanların verdiğinden çoktur bir şiir kitabının verdikleri..

Benim hiç yedek planım olmadı. Uygulamaya koyduğum plan olmayınca kabak gibi ortada kaldım hep. B planı yapmak bana göre gelmedi yani. Tanısaydın yedeklerimi çoktan gömdüğümü anlardın. Ama tabi sen reklamlarla süslü dizilerin aşklarını biliyorsun. Bizim nesil aşkı Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın Selvi Boylum Alyazmalım’ında öğrendi.. O yüzden sevdik biz aşık olmasını.. Ama uzak sana bunlar. Elini tutanın adam olduğunu fark etmek yıllarını alacak.. Ve bir gün bir telefonla sesimi duymak isteyeceksin. Ne sesim titreyecek ne de o bildiğin ses tonunu duyacaksın telefonda.. Ruhumu bu gece kaybettim ben.. Hani yazdın ya 12.01.2013 diye.. İşte o tarih..

Yıkılan kırılan umutlarımı ne toparlamaya ne de yaşam için mücadeleye dermanım var.. Yapacağım birkaç iş var ve yaptıktan sonra, görünmeyeceğim bile ortalıklarda.. Sihirbazın kaybolan tavşanı misali.. Zaten insan ömrü de kısa, bir varız bir de yok.. Kaybeden ne sen ne de benim.. Kaybeden yine bizi yaratan.. Bize çizdiği hayattan sorumlu o..  Ve kaybettiğimiz o ince yapılı narin duyguyu şimdi başka bir kıza ve erkeğe enjekte ediyor. Ama söz veriyorum; o kızı bulup ırzına geçeceğim. Çünkü biliyorum kötülük var artık içimde. Çünkü biliyorum, Onunla aynı safta değilim artık. Çünkü biliyorum, O da biliyor.. Beni bu dünyaya atan benim yaptıklarımdan tek sorumlu olacak olandır.. Ve ruhumu kaybettiğim bu gün seni de gömüyorum çürümeye yüz tutan kalbime.. Hoşça kal..

KorsanKalem 12.01.2013 04.00

Kategoriler: Eskiler