Menu

Ha ha ha…

Ha ha ha…

Madalyonların ve yağlı urganların arasında gidip gelen bir hikâye… Anlatmak için sabırla beklediğim onca yıl suskun bir yığına dönüşünce; sessiz bakışlar ve derin hayretlerle seyrine daldığım yılgınlığa artık aldırmıyorum. Su, yolunu buluyor mu sanmam! Suyu bulandıran o kadar kirli el varken, su kendi kendine bir haltı becerecek takat bulamıyor, buna eminim… Herkes çok şey şu zamanda… Herkes kararsız. Doyurması güç iştahların sahte kahkahalarıyla geçirilen bir ömrün mezesi olmaktansa, alelade geçip gidilen bir yol olmak daha anlamlı geliyor. Seviyeler atlanıyor; yeni odalar, yeni katlar, yeni bir avuntu bulunuyor. Eskisinden sıkılıp yeni bir oyuncağı arzulayan çocuklar gibi herkes. Kimin ne zaman sıkılacağı belirsiz… Ama sonu belli, sıkılmaya yer aranıyor. Bir kalemde harcanıyor her şey… İyiye dair ne varsa unutuluyor… Nasıl bir acımasızlıktır ki bu, unutuyoruz?

Kendimizi, yaşadığımız her şeyle birlikte satın alma hakkımız olsaydı paraya kıyar mıydık? Ya da ne kadar bir değer biçerdik her şeyimize? Anılarımız, hırslarımız, duygularımız, aşklarımız kaç para ederdi? Pek çoğumuz tercih etmezdi büyük olasılıkla kendini satın almayı… Ama kendimizi satıp başka bir bedene, anılara, duygulara sahip olmayı isterdik. Belki de sahip olamayacağımız tek şey olan bu durumu çoğumuz bir fırsatı olsa seve seve yapardı. Satıp kendini, başka birinin hayatını kuşanmak… Kulağa hoş geliyor. Bir yandan da varlığımızın değersizliğini haykırıyor bu durum… Çıkmaz bir sokak… Üzücü…

Ben satar mıydım kendimi? Satmazdım… Dünyanın en şanslı bedenini satın alabilecek olsam da vazgeçmezdim kendimden. Yürüdüğüm yollarda başımı öne eğmeden geçirilen yılları harcayıp başka bir bedenin huzuruyla avutmazdım kendimi. Şekilden şekle giren, her kabın şekline bürünen bulanık bir su olmaktansa kendi halimde, inandığım doğruların aydınlattığı bir yolda yürümenin derdini güttüm bu güne değin… Dokunduğum ne varsa bir anlam kattı yüreğime… Belki ben de başka yüreklere ufacık da olsa katabilmişimdir bir şeyler… Başaramadıysam bile, en azından denedim… Denemek, hiçbir şey yapmamaktan iyidir. Elbette çoğu insan hak etmedi yaptıklarımı… Benim için dünyalar kadar mühim olan, başkaları için bir saniye dahi üzerine düşünülmeyecek şeylerdi. Böyle kodlamışlardı gerçeklerini… Geriye dönüp baktıklarında bir anlamı olacaktır elbet. Tabii geriye dönüp bakarlarsa… Hiçbir ah, hiçbir öfke kalmadı içimde… Pişmanlıklarım umursamazlığa, coşkunluklarım ihtiyar bir balıkçı sakinliğine evirildi. Huzuru bakışlarımda, adımlarımda ve yazdıklarımda buldum… Sevmenin insanlık için bir erdem olduğuna inandım. Bir yönüyle tutundum insanlara… Ama büyük beklentilerim olmadı. Çünkü büyük beklentiler hep hayal kırıklığına evrilir bu hayatta, öğrendim…

Ömrümüz zamanın karşısında kayıp giden yıldızlar misali… Varlık, yokluk, an, mana… Hepsi kısacık bir anın içinde kayıp gidiyor. Biz çok büyük şeylerin içinde, büyük bir yer kapladığımıza inansak da aslında göz açıp kapayıncaya kadar çok önemsiz bir noktacığa dönüşüyoruz. Bu kısacık zamanda sıfatların peşinde koşturuyor, fetihler yapıyor, kendi yarattığımız maddiyatın peşinde savruluyoruz. Ama hepsi geçiyor, geçecek… Bunu idrak etmek bazen koca bir ömrü harcamamızla bazen de yitirdiğimiz küçücük bir şeyle gerçekleşiyor. Görmesini bilmek, yaşamın merkezini -özünü- kavrayabilmek çok da kolay değil. Kolay olsa ne savaşlar, ne vahşet, ne açlık ne de kötülük kalır bu dünyada… Kimisi kolaya kaçıp anlatılan hikâyelere göre yaşamını şekillendiriyor ve aramıyor anlamını. Aramadığı için özündekini keşfedemiyor. İyi ve kötüyü şekillendirenin ne olduğunu bilmiyor, kendince yontuyor gerçekle sahte olanı… Kimisi de anlatılanı bir kenara itip düşüyor peşine özünün, manasının… Elbette ikincisi daha zor… Ama kim kolay olacak dedi ki?

Sanki sonsuz bir denizin içindeyim. Akıntı yavaş yavaş uzaklaştırıyor beni sahilden. İçimde en ufak bir korku yok. Güneş tenimi usul usul yakarken yaşadığım her şey gözümün önünden kayıp gidiyor. Huzurluyum… Henüz bitmemiş sözlerim… Bir şeyler sayıklıyorum. Kumsalda insanlar oyunlar oynuyor. Herkes birbirinden habersiz, kimse kimsenin kim olduğuyla ilgilenmiyor. Herkes sıcak kumların ve serin suların tadını çıkarıyor. Huzurluyum… İçimden kahkaha atmak geliyor.

Ufuk çizgisindeyim… Ha ha ha…

Ha ha ha

İnstagram hesabımı takip edebilir, diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz. Ya da her neyse…

– Ha ha ha…

Beğen  1
Sonraki Yazı
Etiketler