Sefalet ve rehavet içindeki toplumlar, ayrılık tohumları ve savaşlar… Bana kalırsa, medeniyet toplu ölümlerden kurtulmuş kazazedeler toplamından ibaret. Tarihin kansız tek bir sayfası yok. Yırtılmış sayfaları saklayanlar da katiller cemiyetine üye! Ansızın çıkıp gelen bir kaçma isteği var içimde… Nereye, nasıl ve neden sorularının cevabını bilmiyorum. Ama istek beliriveriyor mütemadiyen… Sevginin en kutsal, en dokunulmaz ve en erdemli şey olduğuna inanıyorum. Duygu değil, istek hiç değil! Sevgi, içten gelen bir şey. Dünyanın en güzel şeyi olabilir. Bence öyle…

Kısa cümleler bile kuramazken, susmayı da yakıştıramıyorum kendime. Susan ve susayan bir bedene sahipken, gözlerimle anlatıyorum huzursuzluğumu… Şimdi gecenin bilmem kaçında, kıçımdaki donu terle ıslatırken aklıma takılanlar, bir balığın ağzına takılmış olta ucu gibi canımı acıtıyor. Diyorum ya bazen uykusuz gecelerin aksiliklerinde, birikmiş bulaşıkları düşünüyorum. Belli belirsiz küfürler çıkıyor ağzımdan. Oysa ağzımı severim. İyi laf yapamasam da, kötülüğe yer vermem… Boğazımdan geçmeyen lokmalara hayret eden bir haram cemiyetine karşı, bedenimden yiyorum!

Aksilikler sıralanırken ardım sıra, güzel bir hikâye yaratma derdinde olan bütün evsizlere kucak açmak istiyorum. Yersiz yurtsuz bir acı kaplıyor içimi. Ne düne ait, ne bu güne dair, ne de yarınların getireceği türlü aksiliklerden dolayı… İçimi dışıma çıkaran cümleler, yer ettikleri her hücremde hasara neden oluyor. Galiba ölüyorum. Ölmek buysa, benden önce ölenlerin ölümleri nedensizmiş gibi geliyor. Çünkü hiçbir cümle, hiçbir insanın şahdamarında dolanmıyor. Tenlerine kazıttıkları dövmelerdeki anlamsız kelimelere bakıp gülümsüyorum. Bunu günlere ve aylara yayarak yapıyorum. Başta anlamasalar da nedenini, zamanla biliyorlar. Çünkü zamanla insan her şeyi bilir!

Bense artık bilmek istemiyorum. Kusabilseydim içimde dolanan cümleleri, sanırım okumayı söktüğümde öğrendiğim ilk cümleden başlardım çıkarmaya… Mardin’in soğuk bir gününde, tanımadığım, ama kardeşim olan sınıf arkadaşlarımdan utanmadan hem de… Dilsiz ve bizden yaşça büyük bir kızla aynı sırayı paylaştığım, ilkokulun sobayla ısınmaya çalıştığımız sınıfındaki günler geldi aklıma… Acaba ne yapıyorlardı şimdi? O sert Zeynel yaşıyor muydu? Dilsiz kız kimin koynunda? Ya ikizler, yine kolluyorlar mı mazlumları? Zaman! Zamanın hızına yaklaşamıyorum!

Yarı yoldan dönebilseydim eğer, dalmasaydım oyunlara; Göktuğ’un BMX bisikleti ezilmeyecekti bir arabanın altında ve biz birbirimizle yarışmaya devam edecektik. Özür amacıyla aldığım Nasrettin Hoca serilerini ikiye bölüp evlerimize götürmüştük… Çocuktuk, çocuk aklımız küçük aşkları büyütmüştü rüyalarımızda… Saat kaç olursa olsun erkendi eve dönmek için… Sahi dizlerimiz ne çok kanamıştı, o dik yamaçlarda!

‘Ama şimdi’ diye başlayan cümleler kurmaya başlamayacağım şimdi! Başlarsam bitiremem çünkü… Bitmezse kalbi olanların kalbini kırarım. Bedenim paramparça olsa da, başkalarını kıramayan çocuklar olduk çıktık. Annelerimiz merhametli, babalarımız dimdik insanlardı. Bize öğretilenler de bundan ötesi olamazdı! ‘Ama şimdi’ sus! Sus Korsan, açma ağzını! Çünkü açarsan, celladını uyandıracaksın! Sus yoksa bir çağı yıkacaksın! Boynuna yağlı urgan gerenlerin, ağzını sulandıracaksın!

Çocuk aklımla yaşayıp
Koşmak isterdim sınırsız şartsız…
Olduramadığım hikâyelerimi toplayıp
Uçurtmalarıma kuyruk yapacaktım.
Planlanmış aksilikler yüzünden bu büyümelerimiz…
Bir takıldın mı tuzaklarına,
Çocuk kalmak artık imkânsız!

KorsanKalem 02.06.17 – 03.06.17 (Bireysel yazılara ara vererek, bundan böyle devamı olan bir hikâye yazmaya başlayacağım.)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir