Yağmurlu bir gündü…

Geceden beri yağıyordu yağmur, durmadı pek. Birkaç kere dışarıya çıkıp usulca ıslandım. Islanmayı severim, yağmur kokusunu ve yağmurun getirdiği hüznü de… Hüzün, hayatın her anında vardır aslında ama bulutun taşıdığı hüzün yüklü damlaların toprakla buluşması farklı gelir bana. Para babası için basit bir doğa olayıdır. Bakış farklılığı işte! Böyle bir zamanda toprakla bedenin buluşması insanı daha bir hüzünlendiriyor. Hakkımın hiç geçmediği bir insana veda etmek ağır geldi bugün bana… Hava deli gibi yağarken, toprak olmak… Yüzlerde belli belirsiz hüzün… Ağaç hışırtıları, içimize sızan su damlalarının verdiği ürperti, eski mezarlar ve tarihin bıraktığı taş kütleler, yeşilin çeşitlenmesi, kürek sesleri eşliğinde merasim… Uzaktan öylece izledim, soluksuz, biraz hüzün dolu ve kederli…

Her şey bittikten sonra uzaklaştık… Şehir merkezinde baya bir ıslandıktan sonra dandik bir şemsiye aldım. Şemsiye bozulduktan sonra bıçak olarak kullanılabilecek parçaları var, parmağımı iki yerden kestim açarken… Diyebilirsiniz tabii, o senin beceriksizliğin diye! Evet, inkâr etmiyorum o benim beceriksizliğim. Hiç saklamadım zaten, ama o parçaların da keskin olma gerekliliği yok sanıyorum…

Lokantaya geçip karışık bir yemek yedim. İdareydi yemek ama doydum. Sokak sırılsıklamdı. Bir süre lokantanın camından aşağıdaki hayatı izledim. Trafik sıkışmış, sabırsız yavşaklar kornalarına basıyor, lise dağılmış öğrenciler evlerinin yolunu tutuyorlar, kimisi sevgilisinin elini… Bir simitçi radyosundan şarkı açmış onu dinlemekte ki o simitçi için polis olduğu söylentisi var… Ajanlığı, karanlık işleri seviyoruz… Her yere sivil polis koymalı aslında, tüm bakkalları polisler işletmeli mesela ve kapıcılığı da polisler yapmalı ki en temelden önlemler alınsın. Kapıcı ve bakkal bir mahallenin-apartmanın her şeyini bilirler zira!

Yaşamayı beceremiyoruz ve yaşayamadan ölüp gidiyoruz. Hepsi bu, özet yani… Hepimiz kalıp sabunlar gibiyiz, aynı kokuda aynı renkte. Birkaçı taşınırken şekil değiştiriyor işte ve belki de onlar çok değerli oluyor… Sen sıradanlığınla, eriyip gidiyorsun… Toprak oluyorsun…
KorsanKalem

Benzer Yazılar

  • Milat

    Milat Pandemi ve Yeni Dünya Düşü Olasılıklar çoğunlukla can sıkar. Dünyanın sonunu tasvir eden her hikâye, bencilliğimizin sonucu olarak yazılabilmiştir. Yani nasıl bir son olursa olsun, sebep doyuramadığımız o bencil yanımızdandır. Şimdi çevremdeki koşturmacalara, televizyon ekranlarına, sosyal medya platformlarına ve aynaya baktığımda derin bir korku görüyorum. Bir olasılığın ete kemiğe bürünüp tüm dünyayı sarmasının şokundayım….

  • Ah be güzel kardeşim gemi batıyor…

    Ah be güzel kardeşim gemi batıyor… Dökülmüyor. Artık dökülemiyor. O kadar çok aktı ki gözümüzün yaşı… Artık, içimize doğru kanıyoruz sanırım. Kötülüğü yaymanın bu kadar kolay, sevgiyi anlatmanın da bir o kadar zor olduğu bir dünya burası. Ve sanırım artık kabul etmek gerekli; kötüler daha çoklar. Bir süre sonra tüm bu olanları görüp de diyorsun…

  • Sevgi Dozajı

    Sevgi Dozajı Sıyrılmak isteyip de sıyrılamadığım düşüncelerimin bedenimi esir alması ne kadar sürecek bilmiyorum. Bir balığın -büyükçe bir balık- karmaşık kılçıklarını ayıklarkenki komik halim geliyor aklıma. Lüks lokantalarda, kibarlık budalası ahmakların nasıl da becerikli olduğuna şaşırmamalı.. Kısır bir döngüde, her şey herkes tarafından başarılabilir. Hırsına yenik düşen herkesin aynı derecede ve aynı noktalarda hata yaptığını…

  • Şemsiyelere de lanet olsun şu hayatta!

    Aynı şemsiyenin altında, ıslanmıyorduk. Ama ben ıslanmak istiyordum. Güneşin bulutlar ardına gizlendiği her gün ıslanma taraftarıydım. Şemsiyelere o yüzden karşıydım. Islanmaktan korkuyordu. Sanki eriyecekti hanımefendi. Sonra ben durduğumuz yerden uzaklaştım. Yağmurun içine doğru… Sokağın birinde ıslanıyordum. Mesaj attı. “Nereye gittin be adam?” yazmış. Cevap yazamadım. Dokunmatik ekranların en büyük gazabından biri bu… Islanınca yazamıyorsun.  Yazamayınca…

  • |

    İşeme Hakkı

    Kısa Kısa Telaşla köşeyi döndü. Birileri peşindeydi ve bu durum hiç hoşuna gitmemişti! Koşturmaya başladı. Bilmediği bir semtti burası. O yüzden her girdiği sokaktan sonra nereye gideceğini çok iyi kestiremiyordu. Bir şekilde kurtulmalıydı. Artık çekilmez olmuştu bu koşuşturmaca. Peşindekiler polisti. Kaçarken birçok yerini yaralamıştı. Ama yakalanırsa, en az 20 sene yatacağı vardı… Bu ölmekti! Hatta…

  • Anlayamıyorum

    Anlayamıyorum Yaşadığımı hissetmem için ne yapmalıyım? Nasıl anlayabilirim gerçekten soluk alıp verdiğimi? Yüzümdeki tebessüm gerçek mi? Ya da kaşımı gerçekten çatıp öfkemi kusuyor muyum? Bir insan, gerçekten insan olduğunu nasıl anlayabilir? Bir ölçüt, bir kural ya da bir kıyas mevcut mu bunu anlayabilmek için? Günümüzde yaşanılan gerçeklikten uzaklaştıkça kendi küçük dünyamda mutlu olsam da pek…