Şah çekip duruyorsun! Ve her şah çekişinde böbürleniyorsun, garip bir gururlanma.. Şaşkınlıkla izliyorum oyunu, yapmak istediğini biliyorum. Tüm gücünle bana saldırıp köşeye sıkıştırmak tek hayalin.. Gözümün, yenilmiş pislik bakışını almasını görmek istiyorsun işte.. Nasıl bir hırstır, ne gözü dönmüşlük. Hamle hamle yaklaşıyorsun...
Annem..
Sana; 13 saat, 760 kilometre,7 şehir, bilmem kaç trafik lambası uzağım.. Uzaklık genellikle insanın değerini ortaya çıkarıyor.. Evet bu doğru, seninle kavgalarımız çocukluğumuza dayanır.. Garip bir rekabet içindeydik hep.. Her kavgamızın ardından, kısa küslüklerimiz olurdu. Ama hemen gönlümüzü alırdık işte.....
Boşladım..
Dün çok eğlendim, bir cafede deli gibi içilen biralar ve hep birlikte söylenen şarkılar.. Bazen hüzün bazen de sevinç dolu şeyler.. O gecenin anlatabilinecek tek güzel yeri oydu. Çok içtim.. Eve nasıl geldim nasıl yattım bilemedim,saat sabahın 4’ü olmuş.. İşe...
İnsan..
Şu yada bu sebeplerden dolayı bir süre yazı yazanadım, öncelikle bu yüzden affınıza sığınıyorum.. Ve hemen yazmalara koyuluyorum. İnsan.. Bu dünyaya insan olarak geldik.. Kendimize insan diyene kadar hep hayvanları taklit ettik. Sonra bir sıfatla üstünleştirdik kendimizi: Düşünen hayvandık hepimiz!...
Yazdım işte,öyle..
Annem doğum günlerimize çok önem verirdi.. Hiç eksik etmedi yaş pastamızı. Her yaşgünümüzde pastayı keserken,mum üflerken, ilk lokmayı ağzımıza atarken çekildiğimiz fotoğraflar vardır.. Hersene aynıydı.. Sıkıcı gelirdi.. Ama beterin beteri varmış. Bu gün onu anladım. Sıkıcıydı ilk defa doğduğum gün.. ...
Doğum günüm..
Bir sene daha büyüdük, bugün 30 nisan.. Doğmuşum bir gece vakti. Açmışım gözlerimi şu koca dünyaya.. Zaman bildiğiniz üzre hızlı geçiyor. Büyüdük, koşturduk,yorulduk,aşık olduk.. İşimizi aldık elimize.. Günler öyle yada böyle geçiyor işte.. Dünya çocukluğumuzda i gibi değil ne yazık...
Yorma beni..
Yorma beni.. Henüz yeni duruldum, daha yeni nefes alabiliyorum doğru dürüst.. Yorma beni güzel kız, çık git odadan, kalbime telaş sarma, nafile bu heyecanlar, insanlar mutlu olamayacaklar! Daha yeni terim kurudu, git.. Mecalim yok artık koşturmaya, Yorma beni güzel kız.....
Çöp Kutusundaki Birikintiler ve Kafamın İçindeki Kelimeler..
Ağababalık sanalında, korsankalemin korsankelamları üzerine ve çöp kutusunun kenarında biriken, hiç alınamayan pislikler hakkında yazmak istiyorum. . Ne gereksiz ne mantıksız bir konu! Oysa yazılması gereken ne önemli şeyler var değil mi? Savaşlar hakkında yazılmalı mesela? Misal ülkemdeki yapılan usulsüz,...
Böyleyken böyle oldu…
Amasra epey kalabalıktı bugün.. Kalabalığın içinde derin bir yalnızlık ve üşüyen bedenim.. Kafamın içinde tirilyon tane soru işareti. Anlamsızlaşan bakışlar, hafif dalgalı bir deniz.. Öğle vakti yaptım kahvaltımı.. Telefonuma anlamsız bakışlar atıyorum. Ama çalmıyor işte.. Annem bile aramıyor.. Denize kederli...
Usta…
Hava açık, ama delice esen rüzgar içimize işlemekteydi. Çok üşüdük gerçekten… Çalıştığımız yerde bazı aksaklıklar vardı. Bu aksaklıkların giderilmesi için tee Ankara’lardan ustalar gelmişti. Baba oğul ve Bedri Usta… O kadar çok işimiz vardı ki… Tesisat bir çok yerinden yakıt...
Bizler..
BİZLER Savaşın çocuklarıydık. Bu yüzden hızlı yaşadık dünyayı.. Tattık ölümü,çabuk.. Tüm ekonomik krizlerin bedellerini ödedik! Tüm kavgaların tozunu çektik ciğerlerimize. Biz yokolmuş şehirleri gördük, bombalanmıştı.. Koskoca gökdelenler yapmışlardı, Ve bir plan uğrunda vurmuşlardı bir eylül vakti! 12 sinde eylülün tersine...
Şimdi..
Yalın bir halde,Ahmed Arif dinlerken,Şimdi,düşeyazdı mısralar,aklıma takıldı…Askerler nöbet tutuyor,Hastalar ilaç alıyor,Sevgililer kur yapıyor,Şimdi akşam oluyor,Ölüler mezarlıklarda yatıyor!Bir adam vuruluyor,bir bebek doğuyor,Sevinç gözyaşları var hastahanede,hüzün gözyaşları da..Birileri benden bahsediyor,birileri gazel okuyor,Şimdi sıcak bir odada, delinin biri;şiir yazıyor,Yola çıkıyor yolcular,İstanbul’da bir trafik...
Şimdi bana “A guzum” demeyecek misin?
Uzun bir yolculuktu. Severdim aslında yolculukları. Ama bu kedere yolculuktu, ölümün hüznüne ortak oluş yolculuğuydu. O yüzdendir ki, anılar aklıma gelip durdu.. O eski güzel günleri düşündüm.. Her yaz giderdik köye, anneannelerin evine. Ben hep köy derim ama beldedir, Pelitköy.....
Benden selam bekleyenlere!!
Biz parayla pulla, makam ve rütbeyle değişecek insanlar değiliz! Selam vermediysek eğer, ölümün şaşkınlığındandır! Bana hesap sorma cesareti gösteren adam! Sen bana başsağlığı diledin mi ki? Ne zaman adam oldun, ne zaman selam bekler oldun! Bizim ne burnumuz havadadır ne...
Huzursuzluk..
Bir çarşamba daha geçti.. Kısa süre önce çekilmezdi çarşambalar.. Cehennem azaplarıydı anlayacağınız! Ne acı vericiydi o günler. Ama geçiyor be vakit. Gidiyor günler birer ikişer.. Yaşanıyor öyle yada böyle günler. Nisan yağmurlu geçiyor. Hüzünlü soluk. İster istemez yüzümüze yansıyor. Ama...
Meydan Okuyorum!!!
boşvermişim dünyayı hoşgelmişim dünyaya bir nefes almışım hayattan başım dönmüş.. hiç olmamıştım böyle, şimdi dimdiğim! Yıldırımlar düşerdi bendenime, adeta yiğit bir paratöner gibiyim! Yitip gidenlerin yasını tuttum bu zamana, şimdi filizleniyorum, yeni bir ben, yine bir ben oluyorum! Şimdi genelin...
Susam..
Bir saattir ekran açık öylece bakıyorum.. Ne yazmalı diye. İlk olarak sağlıktan falan bahsetmeyi düşündüm sıkıcı geldi. Zira her sabah evlerimize saçma kutulardan sağlıklı yaşam önerileri sunuyor, yetkililer.. Aşktan da bahsetmiyeceğim. Sıradanlıktan uzak yazmak istiyorum bugün.. Nisan vasat geçiyor, yazınsal...
Bir yazı..
İşe verdim kendimi bugün, yordum bedenimi; dikenlere savurdum orağı.. Düşünmüyorsun böyle yaparak. Ama güzel oluyor, inanın bana. Toprağa elin değdimi bir parçası oluveriyorsun. Sonra zaman geçiyor. Dünya dönüyor.. Yeşermişti heryer, bahar kokuyordu, toprak kokuyordu. İster istemez yüzüm gülüyordu. Bizim çocuklar...
Boşveriş…
Boşvermişlikten öte, bişey düşünmüyorum şuan.. Boşverdim yani. Hani büyük idealler falan! Kim için? Ne için? Neden? Sokakta dilenen bir çocuğa neden dönüp bakayım ki! Neden üzüleyim Libya’ya, Irak’a, Filistin’e? Kılım neden kıpırdasın yani! Boşuna boşverdiğimi biliyorum. Yapamıyorum işte, acıyor içim!...
Ölüm Ölüm Dediğin..
Baş ağrılarım yeni yeni belirdi daha, oysa ben kalp ağrılarından sakınmıştım. Hastalıklar bulaşmıştı bedenime, böbreklerim sancılanmıştı.. Yapayalnız bir odada yediğim bisküvilerin şişkinliğini taşıyordum. VE Amasra’ya çökmüş sisin gizemini.. Kaç kere not defterini açtım-kapadım. Yazasım gelmedi. Fena bir durum! Verimliliğim düşmekte.Aslında...

