hayat

  • Hiç doğmamış bir çocuk

    Mavi bir at olsa ve çocuklar oynadıkları oyunlar dışında hiçbir şey bilmese hayata dair. Mavi at oyun parklarının çevresinde dörtnala koşarken, çocuk şarkıları duyulsa uzak kasabalardan. Uzak kasabalar akla geldiğinde şarkılar fısıldansa kulaktan kulağa. Ya da şarkılar hep bir ağızdan okunsa… Düşerken yapraklar, mavi at hiç gelmedi. Ben bekledim. Ben beklerim yerli yersiz. Ben beklerim…

  • Gazete Küpürleri-1

    Kadınlar günümüz dünyasında güçlü olmak zorundadırlar. Çünkü günümüzde her şey kadın üzerinden temellendirilmektedir. Onların bedeni, kıyafeti, doğuracakları çocuk sayısı, kadının yeri… Bunlar dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de çok tartışılmakta. Çoğunlukla bu kavgaların sonucunda üzüldüğümüz söylemleri ve uygulamaları gözlemlemekteyiz.  Ben günümüzde yaşayan bütün kadınların iyi bir eğitime sahip olmasını ve ekonomik özgürlüklerini sağlamış bireyler…

  • Bak bir yıldız kaydı ve gökyüzü artık eksik…

    Bazen tüm gökyüzünü alıp odama taşımak istiyorum. Ki odam küçücük, ben zor sığıyorum. Ama bazen bu gökyüzünü bile hak etmiyor insanlar. Onların yüzünü gördüğüm anda olur olmadık tüküresim geliyor, içimden küfür de ediyorum, yalan yok. Dokunarak iyileşebilseydi insanlar, bu parmaklarımı dünyaya feda ederdim. Çekinmem ki ben, ben insanlar için tüm yükü sırtlamayı kabullenmiş bir çocuğum….

  • Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

    Boş bir sayfaya bakıyorum bir saattir. Solitare oynadım, ardından Freecel… Neden yapıyorum bunu bilmiyorum. Zamanımı bu iki oyunla baya harcadığımı düşünüyorum. Ya da zaman öyle ya da böyle geçiyor işte. Durduğunu gören oldu mu bilmiyorum. Gelip geçici yaşanmışlıklar üzerine kurulu bir sistem nihayetinde! Bir süredir tek bir cümle bile kurmadım hayata dair. Dergiyle uğraştım. Epey…

  • Yolların kattıkları…

    Uzun yollar beni hep sahil kenarına çıkardı. Geceleri uzun uzun seyrettim denizi. Kokusunu içime çektim. Her şehrin sahilinde ayrı bir koku çalındı burnuma. Garip aslında. Ama çok da önemli değil. Işıltılı dünyaları bir kenara ittim bu yolculuğun sonunda. Kıyıda köşede yaşamanın hazzına eriştim. Sigaramın dumanını savurduğum her şehir bir şeyler kattı. Bir şeyler yüklendim sırtıma….

  • Bir sevgiyi büyütmek, bu zamana dair değil!

    Dedem at arabasıyla bostana giderken, bilmediğim türküler söylerdi. Bir keresinde yolda karşımıza bir araba çıktı. Az daha kaza yapıyorduk. Bir küfür savurdu hemen. Ama öyle ağır bir küfür değildi. Sanırım “deyyus” gibisinden bir şey… Dedem, karpuz ekiyordu. Karpuzlar o zamanlar farklıydı. Büyük çekirdekleri vardı. Baya kabak çekirdeği kadar büyüktü çekirdekleri. Hatta onların da içi yenilirdi….

  • Bir nehir kana bulanır

    İçinden şiirler akan bir nehirim ben, Apansız ölüp giden bir mısrayım. Tutuşmuş evim, yanmışım. Amansız bir kavgaya kapılmışım. Oyuncağı kırılmış bir çocuğum ben, yitip gitmiş oyunlarım eski bir mahalle kahvesinde. Küçük bir kıza tutulmuş, ve kocaman bir adam olmuşum bir günde… Kırık dökük ne varsa midemde, gönlümde ve gözümde, bir başıma bu yalnız, bu karanlık…

  • Ah be güzel kardeşim gemi batıyor…

    Ah be güzel kardeşim gemi batıyor… Dökülmüyor. Artık dökülemiyor. O kadar çok aktı ki gözümüzün yaşı… Artık, içimize doğru kanıyoruz sanırım. Kötülüğü yaymanın bu kadar kolay, sevgiyi anlatmanın da bir o kadar zor olduğu bir dünya burası. Ve sanırım artık kabul etmek gerekli; kötüler daha çoklar. Bir süre sonra tüm bu olanları görüp de diyorsun…

  • Gökçe tabi, başka ne olabilir ki?

    Bu şarkı eşliğinde okumanız dileğiyle : Beni Vur Oysa ben bu gece, tüm her şeyi bir kenara bırakıp sana seni anlatacaktım. Ama sen, benim gözümden hiç görmedin ki kendini… Uydurma davaların, uydurma hâkimlerinin yargılarına kandın. Oysa komplonun kralı, bana kurulmuştu bu puşt hikâyede. Oysa ben valizimi toplarken, senin tüm çürümüş sevgilerinden sevgi beğeniyordum ve bir…

  • Ben payıma düşen her şeyi kabul ettim…

    Bir süre sonra, hepsinden, her şeyden, onlardan, bunlardan yoruluyorsun. Yüzüne baktığın kim varsa mutsuz. Elini tuttuğun kim varsa kırılmış dört yanından… Her gün umutsuzca nihayete eriyor. Neyi bekliyorum, niye bekliyorum bilmeden… Bilmemek en acı verici şey aslında. İnsan bilmeyince içinde hep karanlık bir yerler kalıyor. Bir süre sonra bilinmeyen arttığından, haliyle o karanlık da artıyor….

  • Yemezler efenim, yemezler…

      “Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi…” Tezer ÖZLÜ Klavyelerimizde hashtaglerimiz hazır. Beylik birkaç laf da bulmalı. Sonra gül yüzlü Özgecan’ın bir fotoğrafını da eklemeli… Sonra öfkeyle; idam demeli, sallandırmalı demeli, kurşuna dizmeli, paramparça etmeli demeli.. Sonra herkes evinin sıcak bir odasında çayını demlemeli. Afiyetle içip, ertesi günün hashtaginin ne olacağı konusunda fikirler üretmeli….

  • Belaların boyunduruğu altında..

    İnsan kendi ittiği bir insanı düştü diye sorguluyorsa, büyük bir yanılgı vardır ortada. Ben tüm yalınlığımla kalbimi açtım ve sonuçta sevgisiz bırakıldım. Ama benim bundan sonra yaşadığım hiçbir şeyi sorgulanmaz kıldı bu durum. Yani artık bir kuştan daha da özgürdüm. Ve özgür olacağım… İnsanlar basit ve sıradan. Bu yüzden çok kolay sorguluyorlar kendilerinden olmayanları… Oysa…

  • Biz dağ adamları; çok yorulduk!

              Ruhundan orospu çıkan bir güruhtuk Şapkadan tavşan çıkaran zihniyete inat Deştiğimiz her toprak parçasından kemik parçaları çıkıyordu Çaresiz eşlik ediyordu rakımıza sigara hazretleri Bir gün daha nihayete ererken, Kaç kadının canına mal oluyordu erkekleri? Ve tüm bu erkekler, öldürdüklerine inat bir kadın tarafından dünyaya getiriliyordu… Adını bilmediğimiz ülkelerde insanlar, insanca…

  • Konuşan ben değildim ve dublörüm henüz daha bir çocuktu…

    Öyle kederli bir tutarlılıkla izlerken denizi; ki ben tutarlı bakarım genellikle, tutarsızlığım bizzat kendi küçük hikayemdedir. Denize ve gökyüzüne baktığımda gördüklerim; bulutların ve sert dalgaların dışında, insanlığın bu değerli şeyleri nasıl olup da paylaşamadığını sorgulamama neden olur. Hiç bir sorgunun ardından bir yargıya ulaşamam genellikle… Ve genel geçer fikir akımlarının çöplüğüne dönmüş bu gezegende edebiyattan…

  • 1 Eylül-Dünya Barış Günü

    Olmayan her şeyin bayramı var ne garip.. Bugün barış günüymüş dünyanın.. Barışalım o vakit.. Bir adam selfie çetkiyor köprüde, Hemen ardında, birazdan intihar edecek adamla birlikte Barış diyorduk değil mi? Barışalım.. Manşetler iç açıcı olmayabilir.. Misal bir adam eşini bilmem kaç yerinden bıçaklasa da bugün 1 Eylül? Barışacağız! Türlü dolaplar dönüyor, döndürülüyor; Türlü aldatmacalarla kandırılıyor…

  • Öncesi..

    Çok yazık.. Kıştan çalınma bir poyraz esti üzerimize ve toz kalktı. Nefes almak güç.. Bir annenin çocuğunu yıkaması kadar hoş ve sabunu kafasına vurması kadar nahoş.. Ağır kahvelerin hükmünde verildi cezam; böbreğim kesildi, ciğeri beş para etmeyen bir doktorun yanlış tedavilerine kurban edildi gençliğim, genç telaşım ve sevdalar.. Huzur eski bir apartman dairesinin çürümüş balkonlarında…

  • Sevgi Dozajı

    Sevgi Dozajı Sıyrılmak isteyip de sıyrılamadığım düşüncelerimin bedenimi esir alması ne kadar sürecek bilmiyorum. Bir balığın -büyükçe bir balık- karmaşık kılçıklarını ayıklarkenki komik halim geliyor aklıma. Lüks lokantalarda, kibarlık budalası ahmakların nasıl da becerikli olduğuna şaşırmamalı.. Kısır bir döngüde, her şey herkes tarafından başarılabilir. Hırsına yenik düşen herkesin aynı derecede ve aynı noktalarda hata yaptığını…

  • Gece karambolleri (İçimizdeki kaosun patlak verdiği günlerden geçiyoruz sayın seyirciler!)

    Birden bastıran yağmur, toprağın kokusunu dalga dalga yaydı. Bu koku özgürlüğün kokusuydu kanımca. Bu koku temizliğin kokusuydu. Yağmur dinince ıslak sokaklarda yürüdük bir süre. Bana kalsa yağmur başladığı andan itibaren çıkmalıydık, içerisinde oturduğumuz kafeden. . Ama yanımda buna cesaret edebilecek kimse yoktu. Cesur olmak budalalıktı bu yüzyılda. Herkes her şeyden korkar olmuştu ve belki de…

  • İmreniyorum doğrusu..

      Gece sabaha devrederken tüm pisliği, herkes derin uykudayken ve sen ortalama 2 saat uyuyorken, bedeninin türlü yerinden ikaz lambaları yanıyorken, kilon yüzü geçmiş, gözaltı torbaların bir hayli şişmişken, yutkundukça boğazın ağrıyor ve gözlerin daima sulanıyorken, böbreklerin hiç olmadığı kadar kötüyken; etrafındaki mutluluk tablolarının farkına varamıyor insan.. Güzel fotoğraflar çektiremiyor misal.. Yeniliyor sadece.. Günler geceler…

  • Bilinsin isterim ki; ben Turgut Uyar’ın kederli bakışıyım!

      Süslü masalar, sandalyeler.. Çimlerin üzerine kurulu bir düzen.. Bir kısmı betonla kaplı.. Şık, cüretkar ve parlak elbiseler giyinmiş kadınlar.. Gömleğimin bağrı açık.. Lacivert pantolonum üzerime tam oturmuş.. Parmağımda hep taktığım yüzük ve bileğimde saatim.. Mutluluğu ölümsüzleştirecek fotoğraf makinem de omzumda asılı.. Defter, kitap; kalem kağıt yok üzerimde. Yazacak bir şey bulamazsın ki düğünlerde.. Zira…