Sevgi Dozajı Sıyrılmak isteyip de sıyrılamadığım düşüncelerimin bedenimi esir alması ne kadar sürecek bilmiyorum. Bir balığın -büyükçe bir balık- karmaşık kılçıklarını ayıklarkenki komik halim geliyor aklıma. Lüks lokantalarda, kibarlık budalası ahmakların nasıl da becerikli olduğuna şaşırmamalı.. Kısır bir döngüde, her...
“Tarihi çarşıların ve asırlık çınarların yakıldığı bir kan davasıydı yalnızlığımız..” KK
“Tarihi çarşıların ve asırlık çınarların yakıldığı bir kan davasıydı yalnızlığımız..” KK Nefes almaktan vazgeçmek istiyorum kimi zaman.. Bu vazgeçişin intihar olarak adlandırılmasına da şaşıyorum. Yaşamak için verilen mücadeleyi fark ediyorum sonra, binlerce insan katledilirken. Hiç seyrettiniz mi bilmem ama ben seyrettim;...
Gece karambolleri (İçimizdeki kaosun patlak verdiği günlerden geçiyoruz sayın seyirciler!)
Birden bastıran yağmur, toprağın kokusunu dalga dalga yaydı. Bu koku özgürlüğün kokusuydu kanımca. Bu koku temizliğin kokusuydu. Yağmur dinince ıslak sokaklarda yürüdük bir süre. Bana kalsa yağmur başladığı andan itibaren çıkmalıydık, içerisinde oturduğumuz kafeden. . Ama yanımda buna cesaret edebilecek...
Büyük adam, küçük kadın ve sonsuz boşluk, mutsuz bir son..
Küçük kadın, kapıyı çekti usulca. Büyük adam, bulaşıklarla bir başına kaldı. Ve her geçen gün dağ gibi birikti o evde yalnızlık. Bulaşıkları adam yıkadı. Kadının en sevdiği bardak kırıldı. Büyük adam, salonun ortasındaki kırık kalp parçalarını süpürdü. Solgun aynalarda parlak...
Gün yeniden sevme zamanıdır..
Henüz hiçbir şeyin farkında değildim o zamanlar. Mardin’de Atatürk İlkokulu’na gidiyordum. Askeri servis tedirgin bir şekilde bırakırdı bizi okula.. Ve okuldaki çocuklar, hayranlık ya da öfkeyle seyrederlerdi okula girişimizi.. Eskiden sigaraya benzer sakızlar vardı, şimdi var mı bilmiyorum.. Okul...
Vazgeçmeli sürdürmekten bu seyahati!
Bunca yazı niye diye sordum kendi kendime.. Kendimi anlatmak mıydı tek derdim? Ne yapabilirdim başka? Bir başıma, koskoca bir yolda öylece duruyorken çıkıp gelen vosvosu reddedemezdi hayallerim. Eski bir daktilonun her vuruşunda canım yanıyordu. Artık daktilo da üretilmiyordu zaten. Bitpazarından...
İmreniyorum doğrusu..
Gece sabaha devrederken tüm pisliği, herkes derin uykudayken ve sen ortalama 2 saat uyuyorken, bedeninin türlü yerinden ikaz lambaları yanıyorken, kilon yüzü geçmiş, gözaltı torbaların bir hayli şişmişken, yutkundukça boğazın ağrıyor ve gözlerin daima sulanıyorken, böbreklerin hiç olmadığı kadar...
Bilinsin isterim ki; ben Turgut Uyar’ın kederli bakışıyım!
Süslü masalar, sandalyeler.. Çimlerin üzerine kurulu bir düzen.. Bir kısmı betonla kaplı.. Şık, cüretkar ve parlak elbiseler giyinmiş kadınlar.. Gömleğimin bağrı açık.. Lacivert pantolonum üzerime tam oturmuş.. Parmağımda hep taktığım yüzük ve bileğimde saatim.. Mutluluğu ölümsüzleştirecek fotoğraf makinem de...
Soma’lı çocuklar, Bizim çocuklarımız..
“Koşuyor altı yaşında bir oğlan, uçurtması geçiyor ağaçlardan, siz de böyle koşmuştunuz bir zaman. Çocuklara kıymayın efendiler. Bulutlar adam öldürmesin. “ Nazım Hikmet *Gece uzayıp giden uyanıklığım ve ardından gündüze sarkan uykularımla; hayatımın en sorunlu,...
Barikat..
Sen giderken şehrin tüm yolları açıktı, Polislere derdimi anlatamadım yolları kesmeleri için.. Kurduğum barikatlar da yalan oldu zaten, Ben barikat kurmayı nereden bileyim? Ben tanrı değilim! Ve şimdi sen tüm bu yazdıklarımı üstüne alınacaksın ya, Belki beni üzen de budur.....
Sonra taşlar yerine oturur..
“Sonrası iyilik güzellik.” Cemal SÜREYA Sonra aklına gelen her şeyden soyutluyorsun kendini. Sonra vakit çok erken oluyor ve senin için saatin kaç olduğunun bir önemi kalmıyor. Herkesin yaşadığı bir hayatın dik alası yaşadıkların. Herkesin düştüğü bok çukuruna severek ve isteyerek...
Rastlantı..
Düşündüğümde her şey yerli yerine oturuyor aslında; ama düşünmüyorum. İşte sorun da buradan geliyor.. Üzerime yıkılan duvar, altında kaldığım taşlar, canımı acıtıyor. Oluk oluk kanıyorum. İçime sinmiyor böyle ölmek de! Bağırıyorum; Buradayım ulan! diyorum.. Duymuyorlar sesimi, Ya da umurlarında bile...
Bardak dünden razı..
Babamın zulasındaki 70lik Tekirdağ şişesini kaptığım gibi, mutfakta beyaz peynir, rakı kadehi ve suyumu hazırladım. Rakıyı sodayla beraber içmeyi severim. Ama evde soda kalmamıştı. Geleneksel yollarla içmenin gerekliliği doğdu ve sırf bu yüzden içmemezlik yapmadım tabi.. İçimi ısıtan bir yol...
Sen oturmuş fotoğraflarda gülüyorsun ya, ben fotoğraf bile çekmiyorum artık..
Bizim güzel fotoğraflarımız vardı seninle; boy boy, çeşit çeşit.. Sen güzel gülüşünü sergilerdin, ben hüzünle gülerdim. Sevmedim fotoğraflara sırıtmayı. Ama sevdim, çeşit çeşit hayatları fotoğraflamayı. Bilmem ki nedendir? Doktorlara sorsak muhtemelen çocukluğuma kadar giderdi bu mevzu.. Önceleri uzun tuttuk...
İyi ölürüz biz!
Koparmak geçiyor içimden, yol kenarında düzensiz büyümüş ağaçların yapraklarını. Boylu boyunca uzanıyorum, Tenha, sessiz ve gölgelik alanlarda. Tüm yol işaretlerine ve tabelalara dokunuyorum Parmak ucumla, Muziplikten değil, İz bırakmak derdim. Zaten doğum ve ölüm arasındaki Tek derdimiz olan şeydir bir...
Akşam yemeğinde oturmuş haşlama yumurta yiyordum ve sokakta sarhoş bir adam kederle haykırdı: “En büyük Beşiktaş ulan!”
Öylesine bir günü hiç etmenin arifesindeydim. Kolumdaki saat, zamanın geçtiğini her saniye vurguluyordu. Birkaç dakika sonra dayanamayıp çıkardım. Güne saçma sapan bir şekilde başlıyorsan, bil ki devamı da aynı saçmalıklarla sürüyordu. Ama bu süreci de diğer süreçler gibi sırtlayıp taşımam...
Geceye Düşülen Notlar-26 (Bize,size ve her birimize dair!)
Yıllar geçer ve bizler yine aynı şarkılarla kederleniriz. İçmek isteriz en kallavi masalarda, rakımızı.. İçemeyiz ama.. Ne eski günler gibidir zaman, ne de dostlarımız yanı başımızdadır. Ama yıllar geçer, yollar gideriz ve aynı şarkılarla kederleniriz hep.. Bir ses, bir gözyaşı...
Canımı yaktınız ulan, çok acıyor!!
Öyle bir şey ki bu; hiçbir yer uzak değil… Her yer çok uzun sadece… Zaman kısa ve yetemiyorum… Bu denklemi çözemiyorum artık… Kibirlerinizden vazgeçin beyefendiler, kibirlerinizi terk edin hanımefendiler… Geçici bir telaş bu… Bir yanılgı… Oysa ufacık kelimelerle güldürebilirdiniz tüm...
Ve platonik sevdik hep kadınlarımızı.. Sevgimizden başka verecek bir şeyimiz olmadığı için..
Herkesin her şeyi bildiği; ama herkesin her şeyi görmezden geldiği bir zaman içindeyiz. Herkesin herkesten sakındığı bir dönem bu.. Yaşanılanların göz ardı edildiği ve yaşanılamayanların göz yaşıyla uğurlandığı bir dönem.. Arada kalmış gençliğimiz, arada kalmış hayatlarımız.. Yaşantılarımızın sınırları üç kuruşluk...
Gözlerim kapalı..
Bu yaşlar da silinir gider elbet.. Bu dertler de tükenir. Düşmek yaralamadı ki beni. Yediğim yumruklar acıtmadı hiç. Yediğim tokada gocundum ben sadece. Duyduğum söze darıldım. Çok gibi hissedip, yok olduğumu öğrendim. Bu düzen de sürer gider böyle.. Günlerin ardın...









