Gecenin beş para etmediği, gündüzün önemsenmediği; yarının belirsizliği, dünün gereksizliği ve sayısız nedenin sırtımıza her geçen günün ardından daha da abanmasının bir sonucu olarak; var olma nedenlerimizi unutup gereksiz bir hayatın bir figüranı olmayı kendimize uygun görmüş olmaktan utanıyorum. İçinde...
Geceye Düşülen Notlar-25 (Büyükşehir,insanlar, son dönem)
Koskoca şehrin içinde sıkışıp kalan bedenim; yetişmesi gereken mesailere geç kalmamak adına günün erken saatlerinde otobüslerin, hızlı trenlerin, yeşil dolmuşların hoyratlığında koşturur oldu. Günün yorgunlukları, kırgınlıkları, şaşkınlıkları üzerime birikmiş bir halde de aynı yolu geri tepmek zorundaydım. İnsanları izliyordum çoğunlukla....
Berkin ve yitip gidenler..
http://www.youtube.com/watch?v=hEoU2rmveys Bir aşkla buluşur bedenler, bir bütün olurlar. Yıllar her şeyin daha beter yaşandığı yıllardandır. Onlar birbirlerini severler. Ve kadının rahminde dünyadan habersiz bir çocuk yuva edinmektedir o vakit. Büyür usul usul.. Büyür ve savaşlar her daim acımasızdır. Ama o...
Olsun.. Canın sağ olsun..
Zor olan bu gecelerin de geçmek zorunda olması.. Zor olan kahveyle ayakta kalmak, milyonlarca kelimeden bir anlam ifade etmek cümlelerde.. Zor olan aklımızı çevreleyen o kalın duvarları paramparça edip yıkmak.. Zor olan sevmek.. Sevmek zor olan.. Ama herkes kolayı seçiyor...
Yaşama hakkımı kullanmak istiyorum beyler!
Heybetli durursun. Çevrendekiler makamına, mevkiine, rütbene ve boşlukta doldurduğun kütlene bakarlar. Ağzından salyalar saçarak anlatırsın ne kadar, ne olduğunu.. Aslında hiçbir şeysindir.. Çevrendekileri aşağıladıkça düşersin. Yitirirsin insanlığını.. Ve bunu anlamaktan bile çok uzaksındır. Yılların öğrettiği baskı deyimlerinden her biri ağzına...
Sev de; seviyorum zaten..
Kayboluyordum soğuk loşluğunda gecenin.. Anlaşılmaz ve anlatılmaz ızdıraplar içindeydim.. Hiç bu kadar yenilmemiştim, hiç bu kadar darılmamıştım ben.. Koskoca bedenim büzüşüp küçücük kaldı. Ve kaybederken bilincimi, acının dayanılmaz eşiğinde dans ediyorum.. Beni herkes gibi anlamıyorsun, beni herkes gibi yargılıyorsun.. Oysa...
Hayata dair şeyler ve kibir budalalarına ithafen oluşturulmuş, gereksiz kelimeler bütünü..
Yine her şey karma karışıktı. Yazdıklarım, çektiklerim, romanların, bulaşıklarım, yalanlarım, dolanlarım, falanlarım, filanlarım.. Uzatabilirdim.. Pek uzatmadım oysa.. Ömrüm boyunca kısa kesip attım cümlelerimi.. Hayatımı işgal eden her şeyin karma karışık olması benim suçum. Ve bu durum hiç iç açıcı değil....
Garip Yaşamlar-1
Kıyısında yürüdüğün uçurum kenarında tanıdım seni.. Minicik ellerin, tir tir titriyordu.. Ve ben bir an bile tereddüt etmeden sevdim seni. Hiç çelişmeden kafamdakiler, aşık oldum. O an sen düşecektin ve ardından atlayacaktım ben de.. Ya da bir hareketimle çekip alacaktım...
Hayatımıza giren bütün mekanik dokunuşlara da lanet olsun!
Doğum, yaşam ve ölüm.. Farklı noktalarda ve açılarda birleşmiş, bir üçgen.. Doğup, yaşayıp, öleceğiz.. Doğduk, yaşıyoruz, öleceğiz.. Bu en karmaşık denklemlerin, en kısa ve öz, çözüm yoludur.. Hayatımıza X dersek, X den bir halt olmaz. Biz en iyisi mi adımızı...
Nihayetinde hassas bir mizaca sahibim..
Odaların içindeki insanların, sokak köşelerinde kriz geçiren sarhoşların derdini anlamalarını beklememek lazım.. Benim seni nasıl sevdiğimi de, ciğeri beş para etmeyen kerizlerin algılamaları güç.. Kimsenin kimseyi, bizim insanları anladığımız tavırla anlamalarını da beklemiyorum. Toplumumuzun çoğu manken, çoğu üst düzey bürokrat...
Balık ağlarına takılan bir ceset..
Bir şey vardır, hani lunaparkta ki tren en tepeye çıktığında her şey senin olmuş gibi gelir.. Ama birden iniverirsin aşağıya, döner tren, ne olduğunu bile anlamadan biter gezintin.. Sonra bacakların titreyerek inersin, yerde yürümek bile güçtür. Oturursun bir sandalyeye.. Oturuyorum.. Sonra...
Gece akan gözyaşımın hesabını vereceksin; Hayat..
Kimseye Etmem Şikayet Seher Vakti (Bu yazı iki şarkının eşliğinde yazılmıştır.) Hiçbir şeye kızmıyorum ben. Gücenmedim de.. Ben kendime de kızmıyorum. Belki biraz suçluyumdur. Herkes gibi olabilirdim. Umursamadan insanları, hayatı, çocukları, aşkları; günümü gün de edebilirdim. Ben sevdim her şeyi.....
Şehir Azabı..
Büyük şehirlere yüklenilen anlamların; küçük kasabalarda yitirdiklerimizin bir yanılsaması olduğunu hissediyorum. Koca bir denizin koca bir vapuru yuttuğu, insanların sokaklarında uyuduğu ve büyüklük kavramanın köşe başlarındaki pis çöp kutularının içindeki zamanından önce atılmış eşyalarla ölçüldüğü küçük bir ayrıntıdır büyük şehir...
Geceye Düşülen Notlar-24
Uyumayacağım gerçeğiyle yüz yüzeydim.. Ve bunu ne kahve ne de başka kimyasalla gerçekleştirecektim. Bizzat benliğimin tam merkezinden gelen bir dürtüyle yazma eylemine giriştim. Yaşanacak bütün hikayeler tam bu saatlerde son bulur, şehrin son otobüsleri de motor sustururdu. Ve ben gözlerimi...
Yalnız..
Bir uğultu işitiyordum. Muhtemelen gecenin sesi olabilir. Aldırış etmeden yürüyordum. Kediler uyuşuk hareketleriyle çöpleri eşeliyordu. Soğuk diyorum kendi kendime… “Umarım karınlarını doyururlar.” Deniz kenarına vardığımda, dolunayın olanca ışığını denizin üzerine yansıttığını gördüm. Işıl ışıl ve hareketliydi deniz.. Yakamozun, hayatımda daima...
Karmaşık..
Mesanene taş düşmüş dediler. Çıkarmalıydım.. Ama ben kusmak istiyordum. Taş kusmak istiyordum. Midemin kapanmayan kapağına lanet edercesine kusmak istiyordum. Kimi geceler vardır ve sadece ağlanılmalıdır! Ki böyle geceler insan ya çok içmiştir ya da çok inanmıştır bir şeylere.. Ama ne...
Aylak..
Boş sokaklarda boyadık aşkın renklerini Ve polislerden kaçarken Soluk soluğa seviştik aşklarımızla.. Yorgun bedenlerimizi alkolle dindirdik Güç bela düzüşlerimizin arasında döktük göz yaşlarımızı.. Özledik çocukluğumuzu, özledik annelerimizi, özledik hayallerimizin olduğu yılları.....
Ölüm Uykusu..
Bir süre ölü bir ten, kurumuş bir cesedim.. Belki kendi tabutumu taşır, derin bir çukura atarım kefensiz bedenimi.. Ya da susarım tüm kelimelere, cümlelere ve gevezeliklere karşı.. Bir şarkıda duyarsınız beni, bir haykırışta, bir ağıtta, gözyaşıyımdır.. Soğuk havalar geliyor. Sıcak...
Boş Masallar..
Dikine dikine giderken hayatın küçük oyunlarında, Buğulanmış camlara çizdiğimiz evlerin bahçelerinde düşlerdik aşklarımızı.. Bir vapurun oynaklığında durmaya çalıştığımız günden beridir, kaypaktı her zemin.. Terlerken tutuğumuz eller, Hiç bitmesin diyeceğimiz o uzun...
Kalın Kabukların Altında, Korkak Bir Kaplumbağa..
İçimizde saçma bir yarım kalmışlık hissi yaşatıyoruz.. Saçma diyorum zira yarım yaşıyoruz her şeyi ve içimizdekinin de yarıma dahil olması şaşırtıcı olmamalı.. Üç bilinmeyenli değil beş bilinmeyenli bir denklem bu.. Bazen insanlar bir şey yaparlar ve hiçbir nedeni yoktur...



